Özlediğimiz Mahalle

“Ahhhh! İmdaaatttt! Al bu köpeği yanımdan! Aaaaaaaaa! Saldırıyoooooorrrr!” Mahalledekiler sesin geldiği yöne dikkatini vermiş ne olduğunu anlamaya çalışırken Nalan nara atmaya devam ediyordu. “Aaaaaaaaaa! Bana saldırdı… Bana saldırıyor… Ahhhh! Alsanıza şunu! İmdaaaaatttt!”

Sokağın maskotu Çiko ise, her sabah işi rast gitsin ve açacağı dükkânın bereketi bol olsun diye petshoptan kemik almayı ihmal etmeyen Hakan’ı görmüş, sevinçten kuyruğunu sallar şekilde ona doğru ilerliyordu.

Çiko, normalde çok uzaklardan duyulan belli belirsiz seslere bile çok duyarlıydı. Hemen kulaklarını kabartır bağırtının nereden geldiğini çözmeye ve narayı atanın tehlikede olup olmadığını anlamaya çalışırdı. Zira her feryadın zorda kalana ait olmadığını tecrübe edecek kadar yaşamıştı. Arzuladığı olmadığı için olgunlaşmamış bir kişiliğin çocuk şımarıklığı yüzünden… Dikkatleri üstüne çekmek arzusuyla… Güç gösterisinde bulunmak için… Evindeki mutsuzluğun yaratığı baskının dışavurumu… Çocukluğundaki bir travmayı dile getiremediğinden… Kişilik çürümesi yüzünden… Onu gördüklerinde “aaaaaaaa” diye feryadı basanların çoğunun zamanında gereken tepkiyi gösteremediğinden ötürü çığlık çığlığa yırtındıklarını, doğanın ona verdiği hormonları koklama yeteneği sayesinde anlardı ve bu zat denilen zerzevatlardan uzak durmaya çalışırdı. Gerçek yardım talebinde bulunan naralara ise hemen gereken müdahaleyi yapardı.

Nitekim üç sene önce de öyle bir şey olmuş ve Çiko mahalledeki pek çok kişinin hayatını etkileyecek bir hamlede bulunmuştu. Nermin Hanım sokağın en genç üyesi Sıla’yı gezdirirken, bebeğin beş dakikalığına arabasının içinde kalmasında bir sakınca görmediği için puseti kaldırımın üstünde bırakmış ve ilaç almak için eczaneye girmişti. İnsan kılığındaki bir yaratık sinsice ufak Sıla’ya yaklaşmıştı. Çocuğu kucağına almak için kollarını açmış bir şekilde üstüne uzanırken, yabancının kötü emellerini melek bakışıyla sezmiş olan bebeğin feryadı basmasıyla Çiko iki saniye geçmeden müdahale etmişti. Hırlayıp, diş göstererek pusetle yabancının arasına girmiş ve kötülüğün ufaklığa yaklaşılmasını engellemişti. Karşısında atak yapmaya hazır iti tehdit hisseden yabancı, hemen tornistan yapıp, sıvışmıştı. Nermin Hanım dükkândan koşarak çıktığında, sonradan karakolda ifade verirken uyuşturucu kaçakçısı olduğunu öğrendiği yabancının ayaklarını poposuna vura vura koşarak, kaçtığını görmüştü.

Çiko o gün mahalledeki pek çok canlının kaderinin değişmesine sebep olmuştu. Öncelikle çocuk, kötü amaçlı çetelerin eline düşmekten kurtulmuştu. Kocası, bir çocuğa sahip çıkamıyor diye Nermin Hanım’ı boşamamıştı. Eczanenin sahibi, dükkânı bir uğursuzluğa neden oldu diye bilinç altının yarattığı üzüntüyle, iflasa sürüklenmekten kurtulmuştu. Çiko’nun da itibarı artmıştı. Sokak itliğinden terfi etmiş ve semtin sevilen biricik maskotu haline gelmişti. Ünü komşu mahallere de yayılmıştı. Sayesinde civardaki herkes sokağındaki dört ayaklı sakinlere daha iyi davranmaya ve özen göstermeye başlamıştı.

O günden sonra Sıla’nın annesi Nermin her gün yemek pişirirken bir porsiyon da Çiko’nun hakkını ayırırdı. Çiko biricik evladını ona bağışlamıştı, bir tabak yemek fazla yapsa lafı mı olurdu! Ayrıca bu iyilik hareketi çocuğunun da büyüdüğünde iyi kalpli ve vicdanlı bir kız olması adına örnek teşkil edecekti. Diğer sokak sakinleri ise dört ayaklı dostları için iş bölümüne girişmişlerdi. Herkesin iş birliği yapması sadece Çiko’nun refahını artırmıyordu ayrıca sokaktaki insani ilişkilerin de gelişmesine sebep oluyordu. Sokak kocaman bir aileye dönüşmüştü. Kimisi köpeği yıkardı. Diğeri veterinere götürür, aşılarını yaptırırdı. O hafta rızkı fazla olan Çiko’nun bereketine sayar, onun ve kedi kardeşlerinin bakımı için oluşturulan kumbaraya ekstra bir katkıda bulunurdu. Soğuk kış akşamlarında Çiko’yu sırasıyla evlerine alırlardı. Her apartmanın içine de bir kedinin sığınması için yastık konulur, bina kapısı da aralık tutulurdu.

İstanbul’un koşuşturması… Ekonomik kaygı… Borçlar… Geçim mücadelesi bu iyilik hareketi içinde yaşamı adeta kolaylaştırır olmuştu. Buradan geçen yabancılar bile sokağın sınırları içine girdikleri gibi üstlerinden bir yük kalkar yüzleri gayri ihtiyari bir tebessümle aydınlanırdı.  

Bankacı Ali iki sene önce terfi alınca başka bir şehre taşınmak zorunda kaldığında, bunu Çiko’nun uğuruna saymıştı ve onu evlat edinmek arzusuyla yanına almak için kıraathaneye giderek komşularından izin istemişti. Bu sokakta kıraathane asla kahveye dönüşmemişti. Kâğıt, tavla, satranç ve dama oynayanların yanı sıra kitap okuyanları da görmek mümkündü. Bir sonraki Pazar tüm yöre sakinleri bu durumu oylamak için yine kıraathanede toplanmıştı. Ancak ‘Çiko’suz’ mahalle sıcaklığını kaybeder, mahalle olmaktan çıkar düşüncesi hâkim olduğu için Ali’nin bu teklifi onanmamıştı. Yine de akil büyüklerin gönlü, Ali’yi boş elle yollamaya razı olmamıştı. Düşünüp taşınmışlar Tuğçe öğretmenin fikrini almaya karar vermişlerdi. Tuğçe öğretmen, mesleğinden olsa gerek, herkesi mutlu edecek çözümü kısacık zamanda bulmuştu. Öğretmeni de aralarına alarak üç kişi toplanıp en yakın barınağa gitmişler ve komşularına yarenlik yapacak başka bir dostu evlat edinmişlerdi. İşten yorgun dönen Ali mahalle ahalisini kapısının önünde görünce önce korkmuştu. Sonra kalabalığın arkasında gizlenen afacanı fark ettiğinde Ali’nin kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Çiko’ya çok benzeyen, çirkin ama güzel kalpli dişi bir patili dostu terfi eden bankacıya yarenlik etsin diye seçmişlerdi. Kocaman cüsseli ufaklık, onca senedir çektiği cefanın etkisiyle biraz da kalabalığın tedirginliğiyle kuyruğunu bacaklarının arasına almış, gözünü yere dikmiş, titreyerek duruyordu. Çileli patili kızı gören Ali’nin içi titremişti . O sırada Reşat Nuri Güntekin’in Acımak isimli romanını okuyordu. Onun etkisiyle de ilk bakışta aşk yaşadığı bu çirkin ve iri ama şefkate muhtaç kıza Meveddet adını verdi.

Çok geçmedi üç hafta içinde Ali ile Meveddet yeni şehirdeki hayatlarına başlamışlardı. Mahallenin whatsapp grubundan çıkmadığı için halen haberlerini alırlardı. Ali’nin yazdığına göre, Meveddet parkta adı Rakı olan başka bir köpekle oynamaktan çok keyif alırmış. Mecbur Ali de Meveddet’in arkadaşının sahibi Semra ile zaman geçirmeye başlamış. Ali, ufak tefek, çekingen ama tatlı huylu bir akademisyen olan Semra’ya zaman içinde yakınlık duymaya başlamış ve beraber daha fazla zaman geçirir olmuşlarmış... Kır gezileri, park kahvaltıları… Köpeklerle beraber hafta sonu tatilleri… Derken, bakmışlar ki bir aile olmuşlar. Çok geçmeden evlenmişler.

Düğüne mahalleliyi de davet etmişlerdi ama ekonomik şartlar yüzünden giden olamamıştı. Semra ile Ali’ye gelince; beş ay önce bir kızları da olmuş. Meveddet, Rakı ve ufak Ayda ile mutlu mesut hep beraber yaşarlarmış. Rakı ile Meveddet Ayda’ya gözleri gibi bakarlar, onu her tehlikeden korurlarmış. Ali işinde terfiden terfiye yükselirken, müstakil bir evde yaşamaya başlamışlarmış. Mahalle grubuna “adını Meveddet değil Şansım koymalıymışım” diye yazmıştı bir keresinde. Meveddet ile yaşamaya başladığından beri çünkü her şey değişmişmiş, hayatı daha olumlu bir ivme kazanmışmış. Gerçek sevgiyi ve sabrı ona öğretenin Meveddet olduğunu da itiraf etmişti.

Bütün bu alt yapıyla yoğrulan mahalleli; şimdi Nalan’ın “imdat bu köpek saldırıyor” çığlığına ehemmiyet vermedi. Çevrede bulunanların çoğu Nalan’ın başka bir sıkıntısı olduğuna kanaat getirdiği için de gündelik işlerine devam etti. Çiko da histeri krizine girmiş olan bu kadına mesafeli durmaya gayret etti. Mümkün olabilecek en uzak şekilde Hakan’a doğru ilerlediyse de Nalan bu dünyayı her canlıyla beraber paylaştığını unutmuş ya da umursamayan bencil bir şekilde bağırmaya devam ediyordu.

Çiko, Nalan’ın hormonlarını kokladığı için ona da pek kızamıyordu çünkü bu tepkisinin aslında kendisine olmadığını biliyordu. Nalan’ın bu narası seneler önce onu koruyamayan ebeveynlerineydi. O yaşlı pedofil bunaktan kurtulmak için çocukken atamadığı çığlığı şimdi köpek gördüğünde atıyordu. O yaşlı bunak ona saldırdığında ve bir eliyle ağzını kapatırken diğer eliyle şalvarının içini yoklamaya başladığında bir tek bu duruma tepki vermeye çalışan, ahıra demir zincirle bağlı olan Kocabaş idi. Bağlı olduğu için bir şey yapamayan zavallı hayvanın havlaması, pis sapığın okşamalarıyla Nalan’ın zihninde karışmıştı. O günden sonra her köpek ona bu tecavüzü hatırlatır o yaşlıya güçlü diye vermekten kaçındığı tepkiyi zavallı masum hayvanlara verirdi.

Çiko, Nalan’ın hormonlarını koklayarak kadının gerçek tepkisinin ona olmadığını anlıyordu ama tam sebebini idrak edemiyordu. Nasıl ki Çiko, Nalan’ın bu olaydan ve o uğursuz köyden kaçmak için istemediği bir evlilik yaptığını ve bu büyük şehirde kocasıyla her seviştiğinde kendini pis hissettiği için evinin her köşesini çamaşır sularıyla temizleyerek kirlerinden arınmaya çalıştığını anlayamıyorsa, Nalan’ın çocukken bir yaşlı adam tarafından tecavüze uğramasını da idrak edemiyordu. Zira köpeklerin dünyasında ne tecavüz vardı ne pedofili ne de erkeğe reva görülenler dişileri suçlamak için kullanılırdı. 





 

Yorumlar

Yorum Gönder