
Sokağın maskotu Çiko ise, her sabah işi rast gitsin ve
açacağı dükkânın bereketi bol olsun diye petshoptan kemik almayı ihmal etmeyen
Hakan’ı görmüş, sevinçten kuyruğunu sallar şekilde ona doğru ilerliyordu.
Çiko, normalde çok uzaklardan duyulan belli belirsiz seslere
bile çok duyarlıydı. Hemen kulaklarını kabartır bağırtının nereden geldiğini
çözmeye ve narayı atanın tehlikede olup olmadığını anlamaya çalışırdı. Zira her
feryadın zorda kalana ait olmadığını tecrübe edecek kadar yaşamıştı. Arzuladığı
olmadığı için olgunlaşmamış bir kişiliğin çocuk şımarıklığı yüzünden…
Dikkatleri üstüne çekmek arzusuyla… Güç gösterisinde bulunmak için… Evindeki
mutsuzluğun yaratığı baskının dışavurumu… Çocukluğundaki bir travmayı dile
getiremediğinden… Kişilik çürümesi yüzünden… Onu gördüklerinde “aaaaaaaa” diye
feryadı basanların çoğunun zamanında gereken tepkiyi gösteremediğinden ötürü
çığlık çığlığa yırtındıklarını, doğanın ona verdiği hormonları koklama yeteneği
sayesinde anlardı ve bu zat denilen zerzevatlardan uzak durmaya çalışırdı. Gerçek
yardım talebinde bulunan naralara ise hemen gereken müdahaleyi yapardı.
Nitekim üç sene önce de öyle bir şey olmuş ve Çiko
mahalledeki pek çok kişinin hayatını etkileyecek bir hamlede bulunmuştu. Nermin
Hanım sokağın en genç üyesi Sıla’yı gezdirirken, bebeğin beş dakikalığına arabasının
içinde kalmasında bir sakınca görmediği için puseti kaldırımın üstünde bırakmış
ve ilaç almak için eczaneye girmişti. İnsan kılığındaki bir yaratık sinsice ufak
Sıla’ya yaklaşmıştı. Çocuğu kucağına almak için kollarını açmış bir şekilde
üstüne uzanırken, yabancının kötü emellerini melek bakışıyla sezmiş olan bebeğin
feryadı basmasıyla Çiko iki saniye geçmeden müdahale etmişti. Hırlayıp, diş
göstererek pusetle yabancının arasına girmiş ve kötülüğün ufaklığa
yaklaşılmasını engellemişti. Karşısında atak yapmaya hazır iti tehdit hisseden
yabancı, hemen tornistan yapıp, sıvışmıştı. Nermin Hanım dükkândan koşarak çıktığında,
sonradan karakolda ifade verirken uyuşturucu kaçakçısı olduğunu öğrendiği yabancının
ayaklarını poposuna vura vura koşarak, kaçtığını görmüştü.
Çiko o gün mahalledeki pek çok canlının kaderinin değişmesine
sebep olmuştu. Öncelikle çocuk, kötü amaçlı çetelerin eline düşmekten
kurtulmuştu. Kocası, bir çocuğa sahip çıkamıyor diye Nermin Hanım’ı boşamamıştı.
Eczanenin sahibi, dükkânı bir uğursuzluğa neden oldu diye bilinç altının
yarattığı üzüntüyle, iflasa sürüklenmekten kurtulmuştu. Çiko’nun da itibarı
artmıştı. Sokak itliğinden terfi etmiş ve semtin sevilen biricik maskotu haline
gelmişti. Ünü komşu mahallere de yayılmıştı. Sayesinde civardaki herkes
sokağındaki dört ayaklı sakinlere daha iyi davranmaya ve özen göstermeye
başlamıştı.
O günden sonra Sıla’nın annesi Nermin her gün yemek
pişirirken bir porsiyon da Çiko’nun hakkını ayırırdı. Çiko biricik evladını ona
bağışlamıştı, bir tabak yemek fazla yapsa lafı mı olurdu! Ayrıca bu iyilik
hareketi çocuğunun da büyüdüğünde iyi kalpli ve vicdanlı bir kız olması adına örnek
teşkil edecekti. Diğer sokak sakinleri ise dört ayaklı dostları için iş
bölümüne girişmişlerdi. Herkesin iş birliği yapması sadece Çiko’nun refahını
artırmıyordu ayrıca sokaktaki insani ilişkilerin de gelişmesine sebep oluyordu.
Sokak kocaman bir aileye dönüşmüştü. Kimisi köpeği yıkardı. Diğeri veterinere
götürür, aşılarını yaptırırdı. O hafta rızkı fazla olan Çiko’nun bereketine
sayar, onun ve kedi kardeşlerinin bakımı için oluşturulan kumbaraya ekstra bir
katkıda bulunurdu. Soğuk kış akşamlarında Çiko’yu sırasıyla evlerine alırlardı.
Her apartmanın içine de bir kedinin sığınması için yastık konulur, bina kapısı
da aralık tutulurdu.
İstanbul’un koşuşturması… Ekonomik kaygı… Borçlar… Geçim
mücadelesi bu iyilik hareketi içinde yaşamı adeta kolaylaştırır olmuştu.
Buradan geçen yabancılar bile sokağın sınırları içine girdikleri gibi üstlerinden
bir yük kalkar yüzleri gayri ihtiyari bir tebessümle aydınlanırdı.
Bankacı Ali iki sene önce terfi alınca başka bir şehre
taşınmak zorunda kaldığında, bunu Çiko’nun uğuruna saymıştı ve onu evlat edinmek
arzusuyla yanına almak için kıraathaneye giderek komşularından izin istemişti. Bu
sokakta kıraathane asla kahveye dönüşmemişti. Kâğıt, tavla, satranç ve dama
oynayanların yanı sıra kitap okuyanları da görmek mümkündü. Bir sonraki Pazar
tüm yöre sakinleri bu durumu oylamak için yine kıraathanede toplanmıştı. Ancak ‘Çiko’suz’
mahalle sıcaklığını kaybeder, mahalle olmaktan çıkar düşüncesi hâkim olduğu
için Ali’nin bu teklifi onanmamıştı. Yine de akil büyüklerin gönlü, Ali’yi boş
elle yollamaya razı olmamıştı. Düşünüp taşınmışlar Tuğçe öğretmenin fikrini
almaya karar vermişlerdi. Tuğçe öğretmen, mesleğinden olsa gerek, herkesi mutlu
edecek çözümü kısacık zamanda bulmuştu. Öğretmeni de aralarına alarak üç kişi
toplanıp en yakın barınağa gitmişler ve komşularına yarenlik yapacak başka bir
dostu evlat edinmişlerdi. İşten yorgun dönen Ali mahalle ahalisini kapısının
önünde görünce önce korkmuştu. Sonra kalabalığın arkasında gizlenen afacanı fark
ettiğinde Ali’nin kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Çiko’ya çok benzeyen,
çirkin ama güzel kalpli dişi bir patili dostu terfi eden bankacıya yarenlik
etsin diye seçmişlerdi. Kocaman cüsseli ufaklık, onca senedir çektiği cefanın
etkisiyle biraz da kalabalığın tedirginliğiyle kuyruğunu bacaklarının arasına
almış, gözünü yere dikmiş, titreyerek duruyordu. Çileli patili kızı gören Ali’nin
içi titremişti . O sırada Reşat Nuri Güntekin’in Acımak isimli romanını okuyordu.
Onun etkisiyle de ilk bakışta aşk yaşadığı bu çirkin ve iri ama şefkate muhtaç
kıza Meveddet adını verdi.
Çok geçmedi üç hafta içinde Ali ile Meveddet yeni şehirdeki
hayatlarına başlamışlardı. Mahallenin whatsapp grubundan çıkmadığı için halen haberlerini
alırlardı. Ali’nin yazdığına göre, Meveddet parkta adı Rakı olan başka bir
köpekle oynamaktan çok keyif alırmış. Mecbur Ali de Meveddet’in arkadaşının
sahibi Semra ile zaman geçirmeye başlamış. Ali, ufak tefek, çekingen ama tatlı
huylu bir akademisyen olan Semra’ya zaman içinde yakınlık duymaya başlamış ve beraber
daha fazla zaman geçirir olmuşlarmış... Kır gezileri, park kahvaltıları… Köpeklerle
beraber hafta sonu tatilleri… Derken, bakmışlar ki bir aile olmuşlar. Çok geçmeden
evlenmişler.
Düğüne mahalleliyi de davet etmişlerdi ama ekonomik şartlar
yüzünden giden olamamıştı. Semra ile Ali’ye gelince; beş ay önce bir kızları da
olmuş. Meveddet, Rakı ve ufak Ayda ile mutlu mesut hep beraber yaşarlarmış. Rakı
ile Meveddet Ayda’ya gözleri gibi bakarlar, onu her tehlikeden korurlarmış. Ali
işinde terfiden terfiye yükselirken, müstakil bir evde yaşamaya başlamışlarmış.
Mahalle grubuna “adını Meveddet değil Şansım koymalıymışım” diye yazmıştı bir
keresinde. Meveddet ile yaşamaya başladığından beri çünkü her şey değişmişmiş,
hayatı daha olumlu bir ivme kazanmışmış. Gerçek sevgiyi ve sabrı ona öğretenin
Meveddet olduğunu da itiraf etmişti.
Bütün bu alt yapıyla yoğrulan mahalleli; şimdi Nalan’ın
“imdat bu köpek saldırıyor” çığlığına ehemmiyet vermedi. Çevrede bulunanların
çoğu Nalan’ın başka bir sıkıntısı olduğuna kanaat getirdiği için de gündelik
işlerine devam etti. Çiko da histeri krizine girmiş olan bu kadına mesafeli durmaya
gayret etti. Mümkün olabilecek en uzak şekilde Hakan’a doğru ilerlediyse de
Nalan bu dünyayı her canlıyla beraber paylaştığını unutmuş ya da umursamayan
bencil bir şekilde bağırmaya devam ediyordu.
Çiko, Nalan’ın hormonlarını kokladığı için ona da pek
kızamıyordu çünkü bu tepkisinin aslında kendisine olmadığını biliyordu.
Nalan’ın bu narası seneler önce onu koruyamayan ebeveynlerineydi. O yaşlı
pedofil bunaktan kurtulmak için çocukken atamadığı çığlığı şimdi köpek
gördüğünde atıyordu. O yaşlı bunak ona saldırdığında ve bir eliyle ağzını
kapatırken diğer eliyle şalvarının içini yoklamaya başladığında bir tek bu
duruma tepki vermeye çalışan, ahıra demir zincirle bağlı olan Kocabaş idi. Bağlı
olduğu için bir şey yapamayan zavallı hayvanın havlaması, pis sapığın
okşamalarıyla Nalan’ın zihninde karışmıştı. O günden sonra her köpek ona bu
tecavüzü hatırlatır o yaşlıya güçlü diye vermekten kaçındığı tepkiyi zavallı
masum hayvanlara verirdi.
Çiko, Nalan’ın hormonlarını koklayarak kadının gerçek
tepkisinin ona olmadığını anlıyordu ama tam sebebini idrak edemiyordu. Nasıl ki
Çiko, Nalan’ın bu olaydan ve o uğursuz köyden kaçmak için istemediği bir
evlilik yaptığını ve bu büyük şehirde kocasıyla her seviştiğinde kendini pis hissettiği
için evinin her köşesini çamaşır sularıyla temizleyerek kirlerinden arınmaya
çalıştığını anlayamıyorsa, Nalan’ın çocukken bir yaşlı adam tarafından tecavüze
uğramasını da idrak edemiyordu. Zira köpeklerin dünyasında ne tecavüz vardı ne
pedofili ne de erkeğe reva görülenler dişileri suçlamak için kullanılırdı.

👍🙏🤗🌹
YanıtlaSil🙏🌺
Sil