Mozaik

Ofisin adı ne olsun diye sorduklarında ağzımdan “Mozaik” diye çıkıvermişti. Beynimden önce dilimin hareketlenmesine artık alışmıştım ancak, verdiğim cevabın yeni işyerimin ortamına cuk diye oturmasına şaşırmıştım. Odadaki herkesin yüzüme aval aval bakması, önerimin sevilmiş olduğu anlamına gelmesinin yanı sıra uygunluğu konusunda da hayrete düşürmüş olduğunu beyan ediyordu.

Yeni ekmek kapımız, adını tahminimizden erken bulmuştu. Konuşacak daha fazla bir şey de kalmadığına göre toplantı tahmin ettiğimizden kısa sürmüştü. 

Dağıldık. En sevdiğim caddeye ayağımı bastığım anda yine dünyam değişti. Ilık bir bahar günüydü. İçim de ılıman. İstiklâl Caddesi’nden en az günde bir defa geçsem de her seferinde boyut değiştirir o ihtişam dolu binalarda yaşanan hayatlarla ilgili hayal alemine geçerdim. Ama bu sefer beni çevreleyen apartmanların arasında zamansız bir yolculuk yapmak yerine düşüncelerim biraz önceki odadaydı. Aklım, verdiğim cevabı inceliyordu. Dilim, zihnimin eleklerinden geçirmeden verdiği cevaplarda beni bazen zor duruma düşürse de hep doğru hükümler yapardı. Bu bilincimin en derinlerinden gelen bir ses miydi yoksa dışarıdan en tepelerden gelen ilahi bir haykırış mı diye irdeliyordum ki, Kazancı yokuşunun başında bir taksi gördüm. Durması için seslendim. Yavaşladığında, koşar adımlarla ona yaklaştım. Artık daha fazla düşünmeme gerek yoktu. Ayrıca kurcalayacak ne vardı ki! Böyle bir cevap onca yılın bilgisi ve birikimi ile birleşmiş, tarihi tarafsız yorumlamamla harmanlanarak üstün gücün itelemesiyle ağzımdan çıkıvermişti işte. Zihnimin labirentlerine düşse belki onu süzmeye kalkar, söyleyemezdim. Ayrıca, yalan mıydı? Şu evlerin güzelliği, bu toprakların bir mozaik gibi birleşmiş yapısından kaynaklanmıyor muydu? Her biri ayrı mimari stil ile yükselen bu binalar, caddenin rengârenk kültürünün ispatıydı. Pera’nın beynelmilel kimliğini evler bile ele veriyordu. Sadece buranın değil, tüm Anadolu’nun çok dilli, çok dinli yapısını Mozaik isminden daha güzel başka ne yansıtabilirdi ki! Bu toprakların fıtratında çeşitlilik vardı. Hititler, Lidyalılar, Asurlular, Frigyalılar gibi bir sürü medeniyet hep buralarda yaşamışlardı. Tarih öncesinden bugüne kadar devam eden bir durumdu bu. Neolitik zamanlarda bile göçebelerle, tarımla ilgilenmeye başlayan yerli halklar yine buralarda birbiriyle harmanlanmıştı. Osmanlı bayrağı altında buluşan çok dilli topluluklar şimdilerde de güzelim Anadolu’da otuz dokuz lisanın konuşulmasıyla tüm cihana çok güzel bir melodinin yayılmasına yol açıyordu. Bu çok renkli caddenin üstünde yer alacak ofisin adı Mozaik olmayacak da başka ne olacaktı!

Taksiye bindiğimde şoförle bir sohbete daldık. Keyifli ve kaygısız olduğum zamanlarda hep olduğu gibi şivem yine Rum kadını moduna kayınca karşımdaki gayri ihtiyari sordu.

“Nerelisiniz?”

Genelde bu soruya sinirlenir ve insanların cehaletine içimden söverek cevaplardım bazen de çemkirirdim. Bu seferse karşımdaki kişinin cana yakınlığı negatif duygular beslememe engel olmuş olacak ki, neşeyle yanıtladım.

“İstanbulluyum. Rumum ben.”

Gideceğim yere az kaldığı için frene bastığını sandım. Bana yöneldiğindeyse şaşırdım. Tokalaşmak için elini uzattı.

“Sizi tebrik ederim. Ben Aleviyim ama tepki görürüm diye gizlemek zorunda kalıyorum. Siz ne rahat söylediniz!”

Anlamamıştım. Bir insanın kimliğini gizlemek zorunda hissetmesi pek idrak edebileceğim şeylerden değildi. 

“Neden!”

“Beni dışlarlar diye. Bilirsiniz mum söndü gibi nice yalanlar dolaşır bizim hakkımızda.”

Cevabı yine dilim beynimden önce verecekti.

“Siz kimliğinizden çekinmemelisiniz. Kimliğinizden dolayı sizi yargılayanlar yerin dibine batmalı. Sizin kendi gerçekliğinizi saklamak zorunda bırakanlardan çekinecek bir şeyiniz olmamalı.” 

Bu cümleleri yine alt benliğim mi yoksa üst varlık mı söylüyordu bilinmezdi. Ama zihnim bilinçle eklemek gereği duydu. 

“Ayrım yapmak suçtur. Komşunun dini, dili senden farklı diye ayıplamak kötülük, faşistlik ve fanatikliktir.”

El sıkıştık ve ben gideceğim yere biraz erken inmek istedim. Hayatımda bir düşünce durağım daha olmuştu. Yerli yerine yerleştirmem gereken olgular vardı.

 

Yorumlar