Artık kıymayın canlarımıza

Gündem o kadar sıkıntılı ki yaptığım her bireysel paylaşımdan utanıyorum. Gençler hapisteyken, özellikle Esila hasta haliyle mahpus tutuluyorken, caniler sokaklarda serbest dolaşırken… Bu katiller hapiste çürüyeceği yerde, sokaklarda hem ülkenin demokrasisine hem de bizim güvenliğimize tehdit oluşturuyorken… Şehrin merkezi sayılacak Şişli’de bir kadın eski kocası ve arkadaşları tarafından hunharca öldürülürken… Özel bir paylaşım yapmamam gerektiğini mırıldanan vicdanım yüzünden büyük suç işlemişim gibi kötü hissediyorum. Gündem o kadar sıkıntılı ki bireysel yaptığım her paylaşımdan utanç duyuyorum. 

Diğer taraftan ise hayat akıp giderken, etrafımızı sarmış bulunan bu suç ve kötülük çemberinin arasında, normal sayılabilecek, gündelik olayları paylaşmamak da pek olağan bir durum değil. Sadece kötülüğe engel olacak, sosyal mesaj içerikli paylaşımlar yapıyor olmak, bu ‘kötülük’ dolu budala hale, bir taraftan çanak tutmak değil miydi? Kötülüğü olağanlaştırarak ve gündelik hayatta hiç güzel şeyler olmuyormuş gibi bir intibaya yol açıyordu. İnsanoğlu taklit eden bir canlıydı ve iyilik de kötülük de paylaşılarak büyüdüğü için güzel şeyleri de sosyal medyada yayınlamak gerek diye, düşünmeden yapamıyorum.

İyilik ve güzellik demişken; Sırrı Süreyya Önder’in kızı Ceren’in veda konuşmasına değinmemek, mümkün müydü?  Bir baba düşünün ki, kızı onun kaybından dolayı acısını dile getirmek için yazdığı mektupta, hepimizi ağlatıyor. Hepimize; insanlığı, güzelliği ve babayla kızın dostluğunun değerini hatırlatıyor. Sırrı Bey’e laf söyleyenler; belki de onun, kızıyla bu ilişkisini kıskanıyordur, diye aklımdan geçiriyorum. Sırrı Bey’e laf söyleyenlerin pek çoğu, babası için böyle güzel şeyler söylememiştir. Söyleyememiştir! Çocuklarının da onlar için, bu iç ısıtan duyguları hissettiği şüpheli. Gerçi böyle sevilmek öncelikle iyi bir insan ve sonrasında ilgili ve sevgi dolu bir baba olmaktan geçer. Bunun içinse hiçbir zaman geç olmadığını belirtmekte fayda var. 

İyiliği yaymanın elimizde olduğu bir konu daha var. Sokak hayvanları. Yarın Anayasa mahkemesinin vereceği karar sokaklarda yaşayan pek çok canlı için ölüm kalım meselesi olacak.  Onların hunharca öldürülmesi ya da yaşaması… Hayata bir nebze de olsa, umut ve güzellik katmak, Anayasa Mahkeme Üyelerinin Verdiği karara bağlı olacak. Bu hafta başındaki Hıdrellez bayramı sevgi ve umuttun habercisiydi. Umut ve güzellik iyilikle yayılır. Güzellik ve iyilikse zayıfı korumakla başlar.  Hepimiz gibi sokaklardaki canların da adalet ve insaniyete ihtiyacı var.  

Bugün Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği o uğursuz günün yıl dönümünde onları anmadan olmaz. Bu yirmi dört yaşlarındaki üç fidan 6 Mayıs 1972’de idam edilmese, bugün bu kadar fakirlik olur muydu? Sokaktaki bu şiddet? Deniz ve arkadaşları yaşasaydı; çocuklarını, karılarını öldüren bu cani katiller böylesine artar mıydı? Kötülük, ortalık yerde, bu kadar rahat ifşa edilebilir miydi? Bu kötülüğün tohumları elli üç sene önce bugün atılmasaydı bugün sokaktaki patilerin canına kıymayı aklımızdan geçirebilir miydik? Peki ya AYM yarın bu canların felaketi olacak bir karara imza atacak olursa bu şiddettin tohumları elli üç sene sonra ne şekilde biçilecek?

 

Yorumlar