Her neyse bu düşüncelerden kopup, vapura yetişmeye
odaklanmam lazımdı. Topuklarımın, “tak… tak…” sesini zamana karşı yarışan bir
kırbaç olarak imgeleyip, hızımı bir tık artırıyorum. Evaze kesimli, vizon rengindeki
saten eteğim bir bayrak gibi adım attıkça kalçalarımın aksi istikametinde bir
sağa bir sola dalgalanıyor, koşarcasına yürüdüğüm için devinimi hızlı.
Yolun ortasında bisikletiyle uğraşan bir adam, işini yarıda
bırakıp topuklu ayakkabı sesinin geldiği istikamete bakınca, benimle konuşma
ihtiyaç duydu.
“Nereye?”
Daha genç olduğum zamanlarda hemen antipatiğe bağlar,
cevabını verirdim. “Sana ne!” Ancak erkeklerin büyük bir çoğunluğundan daha zeki
olmanın, erkeği yüceltmeye ve kadını sindirmeye dayalı bir toplumda, böyle bir
cevabın yeri yok. Aleyhine kullanılır ve hemen dedikodu kazanları kaynar. Az mı
kazık yedik bunları öğrenene kadar! Kadınlar bile, erkeklerden ve özellikle
kendi kocalarından daha zeki olan hemcinslerini hazmedemez, arkasından bayıla bayıla
binlerce sıfat ile anarlardı. Bir ‘d’ayıya’ bel bağlamadan, tek başına yaşamayı
göze alan tüm kadınlar bir cambaz misali ince bir çizgi üzerinde yürümeyi bilmeliydi.
Dolayısıyla ben de susmayı yeğledim. Koşarken oksijen almak için açık ağzımı, zor
olmasına rağmen kapatmayı becerdim ve kuru kuru yutkundum. O an beynimden
geçenleri dillendirmeyi ancak bu şekilde engelleyebilirdim.
Hayatımı sorunsuz sürdürmek için… İstemediğim bir erkeği
hayatıma alarak mutsuz ve umutsuz bir şekilde çürümeye başlamamak için… Her
daim o ince çizgide dengemi kaybetmeden yürümeyi başarmalıydım. Fazla şirin
görünüp kendime ‘yollu’ ya da ‘o yolun yolcusu’ dedirtmemeliydim. Sinirli,
yorgun ya da tahammülsüz olduğum başka bir zaman da gereğinden fazla sert
çıkıp; aksi, deli ya da geçimsiz olarak nitelendirilmek de hoş olmazdı. Çünkü insanların
bu yorumları canımı çok yakabiliyordu. Her ne kadar aptallıklarıyla kendi kendime
eğlenmeye çalışsam da üzülürdüm. Sen onların eksikliklerini kabul ederdin ama
onlar senim fazlalıklarını kabul etmekte gocunurdu.
Yolda koşarken karşı istikamette duran adam, bana ‘nereye’ diye
sorduktan sonra benim ağzımı kapatıp kuru kuru yutkunmam ne kadar zaman
alabilirse, yukarıda ifade ettiklerimi o kadar zaman içinde düşünmüştüm. Ancak
bu arada hiçbir şey anlamayacağını, daha önceki deneyimlerimden bildiğim için, en
basit cevabı vermeyi yeğledim: “Vapura.”
Berikiyse her şeyi bilen edayla telefonunu cebinden
çıkarırken pişkin pişkin söyleniyordu:
“Bu saatte vapur var mı yaaa!”
“Yok ben spor olsun diye bu topuklu ayakkabılarla koşuyorum.
Normalde Afrika’ya bile gitsem, beni götürecek helikopter her daim yüksek
şahsımı beklemeye mecbur ya! Ondan ben spor olsun diye koşuşturuyorum.”
Allahtan bu sefer içimden konuşmuşum. Bazen bu şekilde dalgamı
geçerken böyle şeyleri yüksek sesle söylediğim de olur. İşte o zaman karşı
taraf, cama yapışmış bir sinek misali, auramın çizdiği fanus hattıma çarpıp, ağzının
burnunun da yamulduğu çoktur. Elimi başıma götürdüm ve saçımı düzeltir gibi
yaparken kendi kendime “aferin! akıllı kız! diyerek okşadım. Bu sefer susmayı
başarmıştım ama hırsımı daha alamadığım için dilimi ısırdım. İç sesim içimde
haykırmaya devam ediyordu:
“Testosteronu patladı öküzün! Bana kur yapmak niyetiyle
bilmediği bir konuda ahkâm kesmeye kalkıyor. Karşısında daha zayıf karakterli
bir kadın olsa, bu öküze inanıp yavaşlayacaktı ve vapuru kaçıracaktı. Bu
erkeklerin yarım akıllıları var ya, hepsi aynı. Kadına destek olmak yerine,
kendi bilgisizliklerini ve eksikliklerini, hatunları durdurmakla, gizlemeye
çalışıyorlar. Oysa çımacıyı ya da iskele görevlisini arayıp, beni on saniye
daha beklemesini söylese, ne hoş olacaktı! İşte o zaman adam gibi adam
olacaktı. Kadınlara destek olan güzel bir erkek olacaktı!”
Bu arada beriki, telefonunu cebinden çıkarmış eliyle bir
şeylere tıklamıştı. Bense onu çoktan geçmiştim, ki sesini duydum:
“Doğru diyorsun bir dakika sonra vapur var.”
Artık dayanamadım. Daha fazla sessiz kalamazdım.
“Allah aşkına siz neyi yaşıyorsunuz? Ben neye koşuyorum
sizce? Yok yani siz teyit edene kadar vapur saatine bakmamış olabilir miyim? Siz
neyin kafasını yaşıyorsunuz öyle, yahu!”

Yorumlar
Yorum Gönder