Azamet Bey, günlerdir planını yaptığı gibi oğlunu Beyoğlu’nun kuytularındaki bir meyhaneye götürmüştü. Daha önceden onlarca kez provasını yaptığı konuşmasına ise bir türlü başlayamıyordu. Söylemek istediklerini dile getirmek onun için pek kolay değildi.
Ufak bardağındaki rakıyı bir dikişte bitirdiğinden, yemek
borusu yanmış olmasına rağmen, erkekliğine laf getirmekten kaçındığı için üstüne
su içmek istemedi. Onun yerine elini ağzına götürdü ve ‘hım hım’ sesiyle
boğazını temizlemeyi yeğledi.
“Evladım, bilirsin biz seninle böyle konuları hiç
konuşmadık. Ben senin bu bitap halini görmesem, hiç konuşacağımız yoktu. Bana
soracak olursan aslanım; baba ile oğul arasında bu mevzuların geçmesi pek hoş
değildir. Ancak, görüyorum ki günden güne eriyorsun. Rahmetli refikanın
zamansız kaybı seni perişan etti.” Azamet Bey oğlunun tepkisini gözlemlemek
için biraz duraksadı. Utandığından söylemek istediklerini dile getirmek zordu.
Umudu oğlunun demek istediklerini leb demeden anlamasıydı. Ancak Daryal, ilgisiz
bir şekilde önündeki tabağa gözlerini dikmiş, içindekileri didikliyordu.
Yanakları hafiften kızaran Azamet Bey ise her türlü çekingenliğini bir kenara
bırakarak oğlunu bir kez daha korumak üzere babalık görevini yerine getirmesi
gerektiği kanaatine vardı.
“Oğlum pek sevgili Janset hatunun kaybının seni ne kadar
sarstığını anlıyorum. Ancak, ne yazık ki onu geri getirmenin bir yolu yok henüz.
Yüce Mevla’m onu yanına almayı ve senden ayırmayı uygun gördüyse, yapacak bir
şeyimiz yok. Hayata tutunman lazım. Bunu senin bu halini gören validen için…
Benim için ve önemlisi biricik yavrun için yapmalısın. Bu acın hafiflesin diye
bir hatunun kollarını kullanmalısın. Okşamalar seni tekrardan hayata
bağlayacaktır.”
Daryal, ne babasını ne de kendini zor durumda bırakmak
istemediği için konuyu kısa kesmeye çalıştı.
“Bilirsiniz pek muhterem pederim, rahmetli hanımcığımın
yerini dolduracak hatun bulmak benim için mümkün değil.”
Azamet Bey oğlunun masa üstünde duran elini tutarken
Daryal’in gözlerine güven vererek bakıyordu.
“Janset’i hepimiz çok severdik. Ben bir gelinden çok, bir
kız bellemiştim onu. Biliyorum hiçbir hatun, Janset’in kalbindeki yerini tutamayacak.”
Biraz duraksadı. Sesini büyük bir sır veriyormuş gibi kıstı. “Ancak bir erkeğin
başka şeylere de ihtiyacı vardır. Janset’i uyuduğu yerde rahat bırak ve sen de
dünyevi gereksinimlerden haz almaya çalış.” Azamet Bey bir anda daha neşeli bir
hale büründü. “Edirnekapı’da Langa Fatıma diye bir avradın dillere destan bir
evi varmış. Pek merak ettim doğrusu, baba oğul bir ziyaret etsek mi acep?”
Daryal böyle bir durumla muhatap olmak zorunda olduğu
için öfkelendi. Konunun bir daha açılmaması için ciddi bir ifadeye bürünerek
cevapladı.
“Lütfen efendim! Ben size karşı saygımda asla kusur
işlemek istemem. Zira böyle bir konuda diretmeniz… Benim rahmetli eşime
duyduğum sevgiyi marazlı bulduğunuz anlamına gelir. Oysa siz de bilirsiniz
gönül ferman dinlemez! Artık sevme demekle, duygular sona ermez!”
“Oğul! Ben sana nikâhlan demem ki! Bir gecelik bir avrat
kendine seç derim. Sen de bilirsin ki bir erkeğin ihtiyaçları vardır. Bunlar
karşılanmadığında, maraz çıkar.”
Daryal, endişeli gözüken büyüğüne kızmaya hakkı
olmadığını biliyordu.
“Eyvallah! Beni düşünüyorsunuz. Siz de pek tabii
bilirsiniz ki en pahalı gecelik sevmeleri sunan kadın, işinin kraliçesi bile
olsa, en acemi kalpten çıkan içten tensel dokunuşların yerini tutamaz. Demem
şudur ki; kadını tarafından ruhu güzel okşanmış bir adamı, en pahalı gecelik
hatun bile asla tatmin edemez. Erkeğinin ruhunu okşamış olan bir hatunun yerini
dolduramaz.”
Azamet Bey, oğlunun kendisinin bilmediği bir duygudan
bahsettiğini anlamıştı.
“Oğul,
babana bu yaşta güzel bir ders verdin. Kadını tarafından sadece bedeni değil
ruhu ve beyni de güzel okşanan bir adam, tensel açlık da hissetmez.”

Yorumlar
Yorum Gönder