İstanbul Sözleşmesini geri İstiyoruz 6284 tam ve eksiksiz uygulansın

Sanal Zeka ile oluşturuldu
Oğuzhan Uğur’un MAM’da yayınlanan 6284 özel programını izledim. İzlemesine izledim de güzelim Cemilem yüreğimi acıttı. Gözlerim boncuk boncuk, boğazımda bir düğüm, dinledim. Güzel annenin maruz kaldığı vahşet karşısında salondakiler de duyduklarıyla acı çektiler, oturdukları sandalyenin çivileri çıkmış da batarcasına, şekilden şekille girdiler. Biz dinlerken eriyip yok oluyorduk. Cemile ise dimdik, düzgün bir Türkçe ile yaşadıklarını dile getiriyordu. Anlattı… Anlattı…
Öncelikle o salonda yer alan, konuşan, dinleyen herkese teşekkür ederim. En büyük teşekkürü de pek değerli vakitlerini diğer insanlara yardım etmek için harcayan dernek, vakıf ve STK yetkililerinedir. Programda dikkatimi çeken ve bana ters gelen bazı konulara değinmeden yapamayacağım. Çok bilmişlik taslamak için değil, daha yumuşak enerjilerle bezenmek arzusuyla bunları yazdığımı belirtmek isterim. 
Cemile, hikayesini anlattıktan sonra bir yetkili belki de bu acı dolu kadının yanında olduğunu belirtmek için “seni anlıyorum” dedi. Cemile’de çok net bir şekilde “beni anlayamazsınız” diye yanıtladı. Bazen susmak acıyı paylaşmak için yeterlidir. Dinlerken gözünden akan samimi bir gözyaşı bile yanan yüreğe bir nebze su serpebilir. ‘Seni anladım’ demekten çok daha kuvvetli bir anlaşılma hissiyatı yaratabilir. Orada bulunan STK yetkilileri, her gün o kadar çok şiddet dolu hikayelere şahit oluyorlar ki arada bir anlamsız şeyler de söylemeleri ve hatta hata yapmaları, anlaşılabilir. Ama ben artık, toplumca ezbere söylenmiş “seni anlıyorum” lafını bertaraf etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Her zaman bir şey söylemek zorunda değiliz ve bazen sadece dinlemek yeterlidir. 
Cemile anlaşılmak için anlatmadı. Cemile yaşadığı karmaşadan çıkabilmek adına içindeki katranı kusmak arzusuyla anlattı. Anlattı ki onun çektiği acıyı başkaları çekmesin. Belki de matemini bitirdikten sonra ondan bu konularla ilgilenen bir dernekte görev almasını istememiz hem benzer acıları çeken kadınlara hem de Cemile’ye iyi gelecektir. 
Dilerim ki, Cemile’nin trajedisi uyanmamıza yol açar ve artık bir şeyler yapmamız gerektiğinin farkına varırız. 
Cemile “velev ki ben çok kötü bir anneydim bu acıyı hak etmiyordum” mealinde bir cümleyi sarfetmesiyse, caniler ne yaparsa yapsın iyilerin suçu hep kendinde aradığını belgeler niteliğindeydi. Yine “beni yalnız bıraktı” dediğinde de “Sen yalnız değilsin. Oğlunun doğum gününde yanında olacağız” anlamına gelen bir cevap verildi. Ancak bu da bir ezberden ibaretti. Cemile’nin yanında bin kişi de olsa onun yüreğindeki ebedi yalnızlık hissini bertaraf etmek asla mümkün olmayacak. Ayrıca belki oğlunun doğum gününde, çocukları ve onların anılarıyla baş başa olmak isteyecek. Bazılarımız için insan yokluğunu yalnızlığı belirlerken; Cemile için duygu alışverişinin noksanlığı, yalnızlıktır belki de. Kadın hak meselelerini konuşurken, öğretilen ezbere cevaplardan ziyade biraz hissederek yaklaşmaya çalışırsak daha iyi olur diye düşünüyorum. Biraz empati ve biraz karşısındakinin değerlerini anlamak adına, hassasiyet gösterebilsek daha güzel olacak sanki. 
Değinmek istediğim bir diğer konuysa katılımcılardan birkaçının “benim erkeklerle değil erkeklikle sorunum var” söylemleriydi. Şiddet ile erkekliği bağdaştıran bu söylevi hiç doğru bulmuyorum. Kötülük, bilgisizlik, yetersizlik ve eğitimsizlikle harmanlanan ataerkil toplum yaptırımlarının, çok sığ bir şekilde ‘erkeklik’ olarak nitelendirmeyi, sorunlu buluyorum. Bu cinsiyetçi bir söylemdir ve nasıl ki annemizin kadınlığı ile dünyaya geldiysek babamızın erkekliği ile de annemizin karnında tohumlandık. Sorunumuz erkeklerle ilgili değilse, erkeklikle de olmamalı. Erkeklik, şiddet değildir. Erkekliği şiddet düşkünlüğü ile bağdaştırmak, yanlış anlamaları tetikler ve erkek olabilmek adına, şiddet uygulayanların sayısını artırabilir. Sorun şiddet iklimidir ve bunu uygulayan kadınların sayısı da hiç az değildir. Sorun, güçlünün zayıfa kötülük yapmasını hak bilecek bir ahlaka sahip olmaktır. 
Toplumdaki her bireyin daha güvenli bir şekilde yaşayabilmesi için, İstanbul sözleşmesinin geri gelmesini şiddetle talep etmeliyiz ve 6284 tam ve eksizsiz uygulanmasını, eksik taraflarının giderilmesi için de sonuç alacak girişimlerde bulunmalıyız. Çocuklarımız, kadınlarımız, köpek ve kedilerimiz artık güven içinde hayatını sürdürsün istiyoruz. Bu da ancak adalet ve işleyen kanunlarla olur. Ceza yaptırımlarıyla olur. Kadın derneklerine kulak vererek olur.

Yorumlar