Çirkinin ahlaksız ahlakı

Bence sorunumuz aşksızlık. Aşkı ötekileştirdiğimiz, garipsediğimiz için bu kadar kötülükle sarmalandık. Bir kere bile eşi tarafından okşanmamış insanlar; öpüşen gençleri kötüleyerek, ayırmaya çalışırken, kavga eden çiftleri olağan karşılıyorlar. Komşularından çıkan şiddet çığlıklarını duymazdan gelmeyi yeğliyorlar. Kavga eden komşularını, kendilerinin bile farkında olmadığı gizli bir hazla dinlediklerine dair ciddi şüphelerim var. “Benden de beteri var” düşüncesi kendilerinin yaşadıkları vasat, belki de kötü hayat için, şükretme sebebi olabilir diye, aklımdan geçirmeden yapamıyorum. Evet durum bu! Biz iyiliği, güzelliği, aşkı, meşki savunacağımıza; çirkinin ahlaksız ahlakına teslim olduğumuz için bütün bunlar. O birbirini okşamamış çiftlerin çocukları ise ilgisizlik içinde büyürken, kayboluyorlar. Oysa o evlatlar; eşlerine bakan annelerinin gözlerinde ‘senin olmak istiyorum’ bakışını görse… Babası eve geldiğinde, kadınlarını içtenlikle dudağından bir öpse… İkisinden biri rahatsızlandığında sağlıklı olan, hastalanan hayat arkadaşının başını şefkatle okşasa… Kadınlar toplumda söz sahibi olabilmek için bir gerekliliği yerine getirmek adına, birey olmanın çaresini; çocuk, özellikle de ‘erkek’ doğurmakta aramasa… Kadınlar sevilse… Eşi tarafından sevildiğini hissetse… (Burada sevgiyi açıklamak için, parantez açmak zorundayım. Kıskançlık, pek çok olgunlaşmamış bireyin sandığı gibi, sevgi göstergesi değildir. Kıskançlık, kendini yetersiz hissetmenin dışavurumudur. Sevmek, sevdiğin için bir şeyler yapmaktır. Elini tutmak, öpmek, yormamak, canını yakmamaya çalışmak, o yorgun olduğunda bulaşıkları yıkamaktır. Haftada, ayda bir de olsa; sinema, tiyatro gibi sosyal bir etkinliğe iki kişilik bilet almaktır. Baş başa çıkılan bir yemektir sevmek.) Maalesef, sevmeyi unutmuş ya da öğrenmemiş pek çoğumuz. Gençler; ilgisizlik, umursamazlık ve kayıtsızlık yüzünden, sıkışmışlar… Aşkı bilseler ve doğal karşılaşalardı oysa her şey farklı olurdu. Bir kızın elini tutabilselerdi. Tıpkı babalarının yaptığı gibi aşklarını, dudaklarından öpebilselerdi… Gelecekleri için amaçları, umutları, hayalleri olsaydı hayatı, dünyayı da severlerdi. Dolayısıyla da dünyanın üstünde barınan tüm canlılara saygı duyar, onlara şefkatle yaklaşırlardı. Böylece biz de onca katliam haberlerini duymamış olurduk. Yalnızca, övülen kötülükte iktidarı arayan gençleri suçlamak; işin kolayına kaçmaktır. Biz önce aynanın karşısına geçip sevgi tohumlarını hiç ektik mi diye, evvela kendimizi sorgulamalıyız. Hatalarımızı kabullenip değişmeye çalışmadıkça, kötülük var olmaya devam edecektir.

Yorumlar