Masal mı Hayat mı

Beş yaşındaki Masal Hayat, sokakta oynayan Mert Efe’nin bağırışlarını duyunca, bebeğini yere fırlattı ve mutfaktan çıktı. Sokaktaki ikizinin naraları gibi, Masal’ın da huzursuzluğu artmış, öfkesi yükselmişti. Sırrını, ailesine söyleyip söylememesi gerektiğine, bir türlü karar veremiyordu. 
 Masal salona girdi. ‘Annesinin kaynanası’ orada televizyon izliyordu. Sabah Mert Efe ile futbol oynamasına izin vermediği için, babaannesi ile kavga etmişti. Nimet’e kızgın olduğunda, ona kaynanalığını hatırlatmak istercesine hep bu şekilde "annemin kaynanası" diye seslenirdi. 
 Nimet’in televizyondan gözünü ayırmadan izlediği şeyi anlamak için ufak kız da seyre daldı. Güzel giyimli, alımlı bir kadın; etrafındaki çiçekleri, ağaçları ve biraz geride kalan gölün yarattığı harika görseli umursamadan, koşuyordu. Seyirci tarafından daha iyi anlaşılsın diye geçmişine dair sahneler anlık karelerle ekrana yansıyordu. Başrol oyuncusu, sevgilisi olduğu tahmin edilen adamdan sağlam bir şaplak yiyerek yere kapaklandığını anımsadığı anda; koştuğu ovalık alanda ayağı tökezledi ve çaresizce yere yığıldı. Gözüne bir papatya ilişti. Kopardı ve sevgilisinin onu sevip sevmediğini öğrenmek için yapraklarını teker teker yolmaya başladı. 
Masal Hayat, öyle alımlı bir hanımefendinin ona vuran bir adamın aşkına muhtaç oluşuna, anlam veremedi. Merakı, babaannesine olan öfkesini yenmesine neden oldu. “Adamın onu sevmediği ortada. Hem neden çiçeğe soruyor? Yapraklar nereden bilecek ki?” Nimet, seyrettiği sahnenin bölünmesinden rahatsız, torununun sorusunu geçiştirmek arzusundaydı. “Buna papatya falı derler.” Masal Hayat’ın kafası karıştı. “Çok saçma! Adama doğrudan sormak varken, neden fal bakıyor? Hem ona vuran birisinden ne hayır beklenir ki?” Nimet gözlerini ekrandan ayırmadan cevapladı: “Çünkü bir kadının bunu sorması hoş olmaz. Ayrıca erkek dediğin, döver de sever de!” Ufak kızın gözleri bir anda aydınlandı. Demek ki o da kardeşine kızdığında, vurabilir sonra da öpebilirdi. “Neden, bir kadının bunu sorması hoş olmasın? Daha dün babam bir şeyin cevabını almak istiyorsan onu doğrudan soracaksın diye, Mert Efe’yi uyarmamış mıydı? Torununun bu sorusu karşısında Nimet televizyonu kapattı. Biri kız, diğeri erkek olan ikiz torunlarının bu kadar iç içe büyümesini doğru bulmadığından, gelecekleri için kaygılanıyordu. İki cinsiyetin arasındaki farkı, çocukların aklına ufak yaştan kazımak gerekirdi. Erkeklerin yapabileceklerine karşın, kızların yapamayacakları vardı. Oysa, torunları karşı cinsteki kardeşinin yansımasını izleyerek; kız kızlığını, oğlan da erkekliğini unutuyordu. Bak, Mert Efe’ye yine oğlan demişti. Erkek demeliydi. Büyüdüğünde, oğlan olup çıkıverirdi sonra. Maazallah bu Masal Hayat’a kız demeğe benzemezdi. Ufacık kıza, kadın demek ise yakışık kalmazdı. Bu biraz ayıp, biraz da müstehcen kaçardı. Masal, Nimet’i daldığı düşüncelerden koparmak için onu dürttü. “Neden erkekler doğrudan sorar da kadınlar soramaz?” “Cevabı basit kızım. Erkekler haklarını korumak için soru da sormalı, gerekirse kavga da etmeli.” Nimet’in yüzü ciddileşti. Öğretmeni andıran bir hale büründü. “Oysa kadın için durum farklıdır. Susup, uslu oturanı makbuldür. Eli maşalı hatunları kimse sevmez, ona şirret derler. Gerekirse, iyi kızların haklarını babaları korur. Ayrıca sen şanslısın, Mert Efe de var. Evinde keyfine bakarsın. Erkekler, hanım hanımcık, derli toplu kızlarla evlenir. Kocana hizmet eder, evini temiz tutarsan, sorunsuz yaşarsın.” Ufak kızın iç dünyası; iki isminin anlamı arasındaki çelişki gibi masalı andıran yalancı bir vizyon ile hayat arasında gidip geldi. “Ama ben iki saat evcilik oynadığımda bile daralıyorum. Hayat boyu bunu yapmak çok sıkıcı olur.” Nimet kaşlarını çattı. “Dil de pabuç. Sus biraz! Kocalar öyle abuk sabuk konuşan kadınları sevmez. Ayrıca ‘Neredeydin?’, ‘Ne yapıyordun?’ sorularıyla da yorulmak istemezler. Kadın dediğin; ‘Beni seviyor musun?’ gibi muhabbetlerle; onurunu, gururunu ayaklar altına almaz.” Masal’ın gözlerindeki pırıltı söndü. “Kız olmaktan nefret ediyorum. Tüm hayatımı mahvediyor. Kardeşimin sokakta oynamasında sakınca yok ama ben evde kalıp oynamalıyım. Mert Efe erkek diye kavga edebilir ama ben susup oturmalıyım. Mert Efe doğrudan soru sorabilir. Ben ise, haksızlığa uğrasam bile susmalıyım. Nefret ediyorum işte kız olmaktan! Şimdi bana bir de Mert Efe okuyabilir ama benim, kız olduğum için okula gitmemem gerektiğini söylersin!” Gözyaşlarına boğulan ufak kızı sakinleştirmek isteyen Nimet, torununun yanağını okşamak arzusuyla elini uzattığında, diğeri geri çekildi. Babaannenin sesi yumuşamıştı. “Yani… Şey! Çok okuyan kıza, koca beğendirmek zor olur.” “Sus! Annemin kaynanası sus! Dayanamıyorum artık!” Ufak kızın, yaşamdan beklentileri ile yapması hoş karşılanmayacakların çelişkisi, yine isimlerinin arasındaki farkı andırıyordu. Midesinin içinde bir hortum kasırgası havalandı. Sehpanın üstünde duran her şeyi yere fırlattı. “Ben hayatım boyunca evde hapis kalmak istemiyorum. İyi bir kız olmak da istemiyorum. Ben çalışmak… Yaşamak istiyorum.” Hayat odadan ağlayarak çıktı. Sırrı aklına geldi. Söylerse onu okula yollamamalarından korkuyordu. Bahçeye çıktı. Annesinin iki sene önce ekmiş olduğu papatyaları görünce biraz önce televizyondan öğrendiği fal aklına geldi. Oyuncuyu taklit edercesine, yere yığıldı. Okula gitmezse o da büyüdüğünde, bir erkeğin şamarından medet umacaktı. Bir papatya kopardı. “Söylemeli miyim… Söylememeli miyim…” İlk papatya sırrını saklaması gerektiğini işaret ediyordu. Sağlamasını yapmak için ikincisini kopardı. Tam aksini belirtince, bir yenisine danıştı. O da bir öncekiyle çelişiyordu. Bir tane daha… Bir tane daha… Derken iki saat içinde bahçedeki çiçekler, fıtratından aykırı bir şekilde kaderinden savrulmuşlardı. Yeteneklerinden koparılan her canlı gibi savrulmuş yapraklar bir süreliğine betonu renklendirecek ve vaktinden erken solacaklardı. Mert Efe, futbol oynamaktan terlemiş, saçı başı dağılmış eve döndüğünde, ikizini betonun üstünde çömelmiş buldu. Gitti ve en sevdiği varlık olan Masal’ı öptü. “Ne oldu? Bu halin ne senin?” “Biliyor musun Mert, benim ufak bir sırrım var. Ama kimseye söyleyemiyorum.” “Nedenmiş o?” Hayat’ın gözleri dolmuştu. “Hayallerimden koparılmaktan korktuğum için gizliyorum.” “Bu papatyalar gibi mi? Bunun için mi yoldun onları?” “Hayır. Sırrımı söyleyip söylememem gerektiğini anlamak için.” Mert Efe’nin meraktan gözleri fal taşı gibi açıldı. “Kimseye söyleyemeyecek kadar kötü ne yapmış olabilirsin ki?” Ufak kız hıçkırıklara boğuldu. “Aslında kötü değil. Sen yapsan, bizimkiler çok mutlu olurlar. Oysa, benim için hoş karşılamayabilirler. Sırf kız olduğum için…” Mert, Hayat’ın elini tuttu. “Bana söyle, birlikte çaresini bulalım.” Masal tereddütlü gözlerle berikine baktı. “Ya, babamlar öğrenir ve beni okula göndermezlerse?” Mert, Masal’ın saçlarını karıştırdı. “Sana destek olmak için ben de gitmem o zaman.” Hayat kardeşini kucakladı. “Galiba bu dünyada beni seven tek kişi sensin. Ne yapıp ne yapmamam gerektiğini söylemek yerine, beni olduğum gibi kabul ediyorsun. Bana hep destek oluyorsun.” Mert Efe’nin yüzü kocaman bir gülümseme ile aydınlandı. “Hadi anlatsana.” Hayat kardeşine baktı. “Ben çizgi film izlerken, alt yazılar sayesinde okuma yazmayı söktüm.” Mert, bu haksızlığa lanet etti. Masal, ondan zeki olmasına rağmen, sırf kız olduğu için, bunu gizlemek gereği duyuyordu. Hayat’ın elini kararlılıkla tuttu. “Sana söz veriyorum ki, bu haksızlıklarla dolu dünyayı beraber değiştirmek için hep yanında olacağım.”

Yorumlar