CADI OLMA ZAMANI

Son bir aydır, memleketin doğusundan ve batısından kan dondurucu haberler, tüm sinir sistemimizi altüst etti. Toplumca bir cinnet haline sürükleniyoruz sanki. Oysa, bir ailenin en değerli varlığı çocuklardır. Onlar bireyin, ailenin, toplumun devamıdır. Ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Onları korumanın yollarını arkadaş ve dost mecralarında konuşuyoruz. Çocuklarımızı yaşatmanın… İyi bir eğitim almalarını sağlamanın, yollarını arıyoruz. Öfkemiz kabarıyor. Hani, köpekleri çocukları korumak için öldürüyordunuz! Bu iki kızcağızlarımıza, en korunaklı olmaları gerektiği yerde, zarar gelmişti. Bir çocuğu kollayan, okşayan, seven ailesi değil midir! Zavallı Narinciğimiz… Ufacık Sılacığımız… Ebeveynlerinin ihmali ve kötü muamelesi sonucunda kurban olmuşlardı. En korunaklı olması gereken ortam, birisini mezara diğerini ise ağzında emzikle yoğun bakıma, yollanmıştı. Dün bir arkadaşım bir haber gönderdi; çocuklarının babası tarafından, çocuklarının önünde tam yedi kez bıçaklanan bir kadın üç günlüğüne hapis yatmak üzere cezaevine teslim olmaya gidiyordu. Bu annenin suçu, bir zamanlar kocası olan bu adama çocuklarını göstermemekmiş. Göstermeyecek tabii. Bir ananın en asli görevi evlatlarını korumaktır. Yeni doğum yapmış bir kediyi hiç mi görmediniz mi! Ben gördüm. Otuz kilodaki köpeğimi öyle bir dövdü ki… Doğal olanı bu. En mülayim dişi bile yavruları söz konusu olunca aslana dönüşür. Bu kadın bir şey de yapmamış. Sadece çocuklarını babalarından sakınmış. Kendini adam zanneden bazı saldırganların kadına zarar vermek için çocuklarını cezalandırdığını bilmezmiş gibi, nasıl bu kadını cezaevine yollarsınız? Sizce de bir şeyler ters değil mi? Çocuklarının annesini bıçaklayan adamın hapishanede çürümesi gerekmez miydi? Sonra oturup Sıla bebeğin annesini suçluyoruz. Kadına bir çıkış yolu yaratmazsak başka ne olabilirdi ki! Çocuğunu bırakacağı bir kreş olsaydı örneğin. Erkeksiz de hayatını sürdürebileceğine dair bir inanç… Herkese karşı gelebilme yetisi… O zaman da uyuşturucu bağımlısı olur muydu? Bir kız çocuğuna “sen sus” dersek… Ona iyi bir eğitim vermezsek… Çocukluğundan beri onun ayakları üzerinde durabileceğini empoze etmezsek , ne olmasını bekliyoruz! Toplumdan, hayattan, sokaktan kopmuş güçsüz bir birey, hayata küsüp, kısmetsizliğine ağlamaktan başka ne yapabilir ki! Tek çaresinin, ayak uydurmak olduğunu sanmasından başka bir seçeneği var mıdır? Narin’in annesi bir birey olarak var olmasını bilseydi, çocuğunu mezara sokanları korur muydu? Köydeki kadınlar yarın benim çoğumun başına da aynısı gelebilir endişesiyle, sessiz kalmaya devam eder miydi? Çocukları korumak istiyorsak önce güçlü kadınlar yetiştirmemiz gerek. ‘Kadın kahkahasını’ diline dolayanları… “Kız kısmına … düşer”, “elinin hamuruyla erkek işine karışma” gibi söylemleri telaffuz edenleri lanetleyip, küçümsemezsek hangi kadın onu çevreleyen karanlıktan kurtulup, sesini yükseltebilir ki! Artık; okula giden, erkeğe sesini çıkarmayı bilen, haksızlığa avazı çıktığınca bağırmayı beceren kadınlar yetiştirmemiz gerekiyor. Sıla bebeğe, Narin çocuğa üzülüyorsak bir şeyler yapmamız gerekiyor. Artık “toplum hakkımda ne der?” gibi endişeleri bir kenara bırakıp yeri geldiğinde bağırmayı… Bir haksızlık gördüğümüzde belirtmeyi… Çocuğunu döven adama tepkimizi koymayı, becermemiz gerekiyor. Sokakta varlığımızı görünür kılmanın tam da zamanı. Bu satırları okuyan her kadını rol model olmaya çağırıyorum. Bundan sonra hanım hanımcık oturmak yok. Güleceğiz, kızacağız, yeri geldiğinde avaz avaz bağıracağız. Narin çocukları, Sıla bebekleri korumak istiyorsak, hanım hanımcık olmayı bırakıp, cadı olmanın tam zamanı.

Yorumlar