Yangınlar yine aldı başını gidiyor. Kimi sigara izmariti diyor, kimi ise elektrik telleri. Bazıları bilinçli olduğunu savunuyor.Geçenlerde, çok değil, daha iki üç gün önce Atina’nın çevresi yanıyordu. Derken dün canım İzmir’i çevreleyen alevler, kalbimizi de küle çevirdi. Küresel ısınmanın yanı sıra ateşin sıcaklığı… Yanık kokusu, kurum ve duman… Bölgede yaşayanları balkona çıkamaz hale getirmiş. Yüzlerce hayvan, binlerce ağaç telef oldu. Öldü… Hepsi kendi boyutunda bir canlıydı. Evler, işyerleri yok olup gitti. Onca yıllık emeğini kaybedenlere mi üzülelim yoksa milli servet sayılabilecek değerlerin göçüp gitmesine mi? Emeklerle beraber hayaller, gelecekteki çocuklarımızın nefesi de kül olup, uçtu.
Bu yaz felaketlerden felaket beğenir duruma geldik. Yangınlar… Katledilen hayvanlar… Filistin’de ölen bebeler… Rusya - Ukrayna savası… Robotla yemeğe çıkanlar…
Düşünüyorum da alev alev yanmayı hak ediyoruz galiba. Belki de cehennem sanıldığı gibi göklerde değil de yeryüzündedir. Ölüm sonrası hayattan kastedilen, çocuklarımıza bırakacağımız dünyaysa eğer, onların cehennemi ölmeden deneyimlemesi için her şeyi yapıyoruz.
Oysa o kadar zor değildi, bir çiçeği sevmek. Bir köpeğin başını okşamak. Sigarayı ormana yakın alanda içmemek. Elektrik tellerini kontrol etmek. Üç beş sermayedarın daha zengin olması için silah satışını tetiklememek… Tüfek yerine yangın söndüren uçak alınsaydı keşke.
Artık ataerkil toplumu evirmek şart. Düşünce şeklimizi, yaşam biçimimizi biraz daha anaerkile çevirmek zorundayız. Öldürmek yerine, yaşatmaya odaklanmamız lazım. Köpekleri beslemek… Çiçekleri sulamak… Çocukları doyurmak, okutmak, güvende hissettirmek gerek. Ölüm yerine şifa dağıtmak elzem.
Cehennem alevlerinde yanmaktan kurtulup cennet güzellikleriyle bezenmiş dünyanın değerlerini ortaya çıkarmak farz oldu.
Her şeyden önce, günahı kadınla bağlaştırmak yerine günahın yaratıcısının ataerkil toplumun ta kendisinin olduğunun farkına varmak ve şu ana kadar bize öğretilen ezberler üstünde biraz düşünmek gerek. Önce yasak elmanın Adem’e Havva’nın yedirdiği söylevinden kurtulup o elmayı Adem’in kendi isteği ile yemiş olduğunu artık anlamamız gerek. Sucu Havva’ya atacak kadar kurnazdı sadece.
Bu yaz felaketlerden felaket beğenir duruma geldik. Yangınlar… Katledilen hayvanlar… Filistin’de ölen bebeler… Rusya - Ukrayna savası… Robotla yemeğe çıkanlar…
Düşünüyorum da alev alev yanmayı hak ediyoruz galiba. Belki de cehennem sanıldığı gibi göklerde değil de yeryüzündedir. Ölüm sonrası hayattan kastedilen, çocuklarımıza bırakacağımız dünyaysa eğer, onların cehennemi ölmeden deneyimlemesi için her şeyi yapıyoruz.
Oysa o kadar zor değildi, bir çiçeği sevmek. Bir köpeğin başını okşamak. Sigarayı ormana yakın alanda içmemek. Elektrik tellerini kontrol etmek. Üç beş sermayedarın daha zengin olması için silah satışını tetiklememek… Tüfek yerine yangın söndüren uçak alınsaydı keşke.
Artık ataerkil toplumu evirmek şart. Düşünce şeklimizi, yaşam biçimimizi biraz daha anaerkile çevirmek zorundayız. Öldürmek yerine, yaşatmaya odaklanmamız lazım. Köpekleri beslemek… Çiçekleri sulamak… Çocukları doyurmak, okutmak, güvende hissettirmek gerek. Ölüm yerine şifa dağıtmak elzem.
Cehennem alevlerinde yanmaktan kurtulup cennet güzellikleriyle bezenmiş dünyanın değerlerini ortaya çıkarmak farz oldu.
Her şeyden önce, günahı kadınla bağlaştırmak yerine günahın yaratıcısının ataerkil toplumun ta kendisinin olduğunun farkına varmak ve şu ana kadar bize öğretilen ezberler üstünde biraz düşünmek gerek. Önce yasak elmanın Adem’e Havva’nın yedirdiği söylevinden kurtulup o elmayı Adem’in kendi isteği ile yemiş olduğunu artık anlamamız gerek. Sucu Havva’ya atacak kadar kurnazdı sadece.

Yorumlar
Yorum Gönder