1978’in Haziranı idi. Despina, Yunanistan’daki akrabaları öldüğü için, Atina’ya gitmek zorunda kalmıştı. Evrak işlerini kovalaması için bir ay orada kalması gerekiyordu. Bu otuzlu yaşların ortalarındaki kadının Türkiye’den ilk çıkışıydı. Atina’yı pek bilmiyordu. Oraya varalı daha bir hafta olmuştu. Resmi daireden daireye koşuştururken, kayboldu. Misafir edildiği yakınlarını arayıp eve nasıl döneceğini sorması gerektiği için telefon açması gerekiyordu. Etrafına bakındı ve karşısında sıralanan dükkanlardan birine girdi.
“Affedersiniz, bir telefon etmem gerekiyor. Sizinkini kullanabilir miyim?”
Meymenetsiz dükkan sahibi boş gözlerle İstanbullu kadına baktı. “Hayır!”
Despina şaşırmış bir şekilde dükkandan çıktı ve yanındakine girdi. Aynı ricada bulunurken, ederi neyse ödemeyi de teklif etmeyi uygun buldu. Ancak yine ilkine yakın olumsuz bir cevapla karşılaştı. Despina pes etmedi. Telefon gördüğü her yerde “bir telefon açmam gerekiyor. Ücreti neyse öderim. Benim için önemli” diye ricada bulunmaya devam etti. Dördüncü denemesinden sonra siniri bozuldu ve memleket hasreti burnunda tütmeye başladı. Olumsuz aldığı her yanıtta, karşısındakine hisslerini kusmaya başladı.
“Türkiye’de insanlar daha anlayışlı ve iyidir. Orada olsam ilk soruşumda insanlar bana hemen yardım ederdi.”
Bezmiş bir şekilde bir dükkana girdi. Olumlu yanıt alacağına dair pek bir umudu olmasa da yine de sordu: “Pardon bir telefon etmem gerekiyor...”
Dükkandaki kadın, Despina’ya telefonu uzattı.
“Buyurun!”
Despina telefonu kapattıktan sonra karşı tarafa para uzattı ama güler yüzlü dükkan sahibi kabul etmedi.
“Affedersiniz siz İstanbul’dan mı geldiniz?”
Dükkan sahibi şaşırdı.
“Evet! Nereden bildiniz?”
“Valla ben sizden önce en az yedi kişiye sordum ancak kimse yardımcı olmak istemedi. Oysa bizim oralarda olsa, daha ilk dükkanda telefonu uzatırlardı. Geleli bir hafta oldu ve daha şimdiden oralqrı özledim. İnsanımızın yardımseverliğini… İyi niyerini…Havasını… Bizim oralarda her şey çok daha farklı. Daha güzel! Sizin de hamurunuz bozulmamış. Buradakilerden daha farklısız. Nasıl dayanıyorsunuz bu gurbete?”
Dükkan sahibi üzgün bir şekilde bakışlarınıyere dogru devirdi. “Mecburduk. Yoksa güzelim İstanbul’u bırakıp gelir miydik!”
Despina, İstanbul’a döndüğünde yakınlarına alacağı tüm hediyeleri ve daha fazlasını o gün o dükkandan aldı. Ne de olsa bir Türk lirası, drahmiden değerliydi. Bir lira ile üç drahmi alabiliyordun. Hemşehrisinden paramızın satın alma gücünü elbet kacınacak değildi.

Anadolu eticası, yaşamın güven ve huzurlu eğlencesi...
YanıtlaSilİnadına insan.... İnsan.