Din ve ahlak dersi



 İlk okul üçüncü ya da dördüncü sınıf öğrencisi iken Yunanistan’dan yeni bir öğretmen gelmişti. Rumca, matematik ve fizik derslerimize o giriyordu. İstanbullu olan eski öğretmenim ise aynı zamanda annemin de arkadaşıydı. Annem ben okula başlamadan önce, arkadaşı olan öğretmenimden bana ayrıcalık tanımamasını rica ederek, “Bizim arkadaşlığımız başka, çocuğun okuldaki başarısı başka. Diğer çocuklardan farklı görmemelisiniz,” demiş. Hayatta başarılı olmanın yolu, mücadele etmekten geçermiş. Hak ederek ve uğraşarak kazanılanların ömrü uzun olurmuş. Hayat denilen okulda, beni gözetleyecek birileri olmayacağı için elde edeceğim her şeyi bileğimin gücüyle kazanmayı o yaşlardan öğrenmeliymişim.

Bir gün din ve ahlak dersimize giren annemin arkadaşı öğretmen bayan Semi, velimi görmek istediğini bana söylüyor. Eve durumu aktarıyorum.

Ertesi gün annem bana gözükmeden, sırasıyla önce yeni gelen öğretmenim Parganas ile görüşmüş. Sonrasında, Türkçe, coğrafya ve tarih derslerimize giren Semahat öğretmenimi görmüş ve nihayet Semi öğretmenin yanına gitmiş.

Ben avluda oynarken aniden annemi karşımda gördüm. Hafif sinirli gözükse de beni görünce gurur dolu gülümsedi.

“Hadi eve gidiyoruz.”

Bizim evde akşam sofraları pek önemliydi. O gün Allah ne verdiyse masaya itinayla yerleştirilirdi. Yiyecekler çoğunlukla iki üç çeşit zeytinyağlı, bir salata ve bir de sıcak yemekten oluşurdu. Herkesin bir sandalyesi vardı. Tabakların soluna çatal, sağına bıçak konmazsa olmazdı. Düzgün yemeği öğrenmeliymişiz. Babamın yanı başında yer alan rakı ise sofranın olmazsa olmazıydı. Büyükler her akşam bir, en fazla iki kadeh içerlerdi. Yemekle beraber günün önemli olayları o sofrada paylaşılır,  yaşıyor olmanın tadını, kadehlerinin muhteviyatını yudumlarken çıkarmaya çalışırlardı. Bayram ya da özel bir günse benim de suyuma bir damla aslan sütü damlatılır mutlaka kadeh tokuştururlardı. Kültür dediğin şey, küçük yaştan çocukların beynine kazınırmış. Anadolu’da sofra kültürünün yeri ise belli.  

O gün özel bir gün değildi ama annem babamdan benim suyuma da bir damla rakı damlatmasını rica etti. Babam bardağımı istedi.

“Hayırdır hanım? Bayram mı bugün?”

Annem gülümsedi.

“Gündüz kızın okuluna gittim. Öğretmenleriyle görüştüm. Bayan Semi bana kızını şikayet etti.”

Babam şaşırmıştı. Dikkatli gözlerle anneme baktı.

“Bunu mu kutluyoruz şimdi? Kızının şikayet edilmesini mi?”

Annem gururla kadehini benimkine tokuştururken:

“Din derslerinde, papazların ne giydiğini bize öğretiyorsunuz da ileride bu bilgi bize hangi alanda katkıda bulunacak, diye öğretmene çıkışmış.”

Gayet iştahlı olan babam zeytinyağlıları midesine keyifle indirirken gülümsemesine mani olamadı. Ağzı yarı dolu “çocuk haklı” diye onayladı. Sonra durdu. Dikkatlice anneme baktı. Onun böyle bir şeyin altında kalmayacağını iyi bilirdi.

“Sen ne cevap verdin?”

Annem sandalyesinde dikleşti ve öğretmenin karşındaki kendi halini taklit etmeye koyuldu.

“Doğrusunu söylemem gerekirse pek üzüldüm. Ancak Bayan Semi, sizi anlamadığımı da ifade etmek durumundayım. Şimdi yeni öğretmenin yanından geliyorum. Kızımın çok akıllı olduğunu söyledi. Matematik ve fiziği hemen kapıyormuş. Onun bu dediklerine pek sevindim. Öğretmenim siz de bilirsiniz ki medeni dünyada ilmin yeri pek önemli. Sayın Parganas, kızımın Rumca derslerinde de ona yardımcı olduğunu söyledi. Diğer çocuklar anlamadığında bizim kız, hocanın dediklerini sınıf arkadaşlarına anlatarak, ona tercümanlık yapıyormuş. Lisanı doğru kullanma, idrak etme ve kendini ifade etme yeteneği de hayatta pek değerli bir kabiliyet diye düşünüyorum. Parganas hocadan ayrıldıktan sonra, Semahat öğretmenin yanına uğradım. O da çocuğumun biraz dalgın olmasına karşın derslerinde fena olmadığını söyledi. Siz ise kızım papaz efendilerin giysilerini ezberlemediği için onu, bana şikayet ediyorsunuz. Rica etsem bana açıklar mısınız? Papazların giydiği kıyafetleri sırasıyla öğrenmeleri çocukların ileriki hayatında nasıl bir faydası olacak?”

Babam kahkaha ile gülerken annem bana döndü ve tatlı sert bir ifade takınarak:

“Sen de bir daha fikirlerini kendine saklamayı öğren. Evde konuşulan her şeyi papağan gibi dışarıya aktarman gerekmez. Herkes bizim kadar ilerici ve açık beyinli olmayabilir.”

Yorumlar