Yasemin daha fazla bir şey yokmuş gibi bilgisayarın başında oturup, sakinlik maskesini takmaya devam edemezdi. Sinirlerini bozan adam biraz önce defolup gitmişti zaten. Ofiste sigara içebildiği tek mekan olan mutfağa geçti. Çaycının yerinde olmadığını görünce rahatladı. Keza numara yapmayı hiç beceremezdi ve suratının düşük olduğu hemen anlaşılırdı. O an gereksiz sorulara tahammülü yoktu. Kendine açık bir çay koydu, bir de sigara yaktı. Derin bir fırt çekti.
“Densiz!” Kendi kendine söylenmesi sinirinin yatışmasına yetmedi. Sıgarasından derin bir fırt daha çekti. Biraz daha yüksek sesle; “Hödük!”
Çaycı mutfağın kapısında göründü.
“Hayırdır, Yasemin Hanım, yine kim sizi sinirlendirdi?”
Yirmili yaşların ortalarındaki genç kadın aceleyle sigarasını söndürdü ve oturduğu sandalyeden kalktı. Soruyu cevapsız bırakmak nezaketsizlik olurdu. Basit bir yalan uydurdu.
“Yanlış numara diye biraz önce beni aradılar da ona kızdım.”
Çaycı gevrek gevrek güldü.
“Kim bilir hangi hayranınızdır!”
“Yok ya ne hayranı!” diye cevap verirken mutfağın kapısından çıkmak üzereydi. Rahat edebileceği tek yerin tuvalet olduğunu düşündü. Oraya gitti. Kapıyı kilitledi ve klozete oturdu.
Birisi ile konuşup sinirini akıtırsa iyi gelebilirdi. Elinden ayırmadığı cep telefonuyla Selma’yı aradı. Arkadaşı ilk çalışta telefonunu yanıtladı.
“Kızım meraktan öldüm. Anlatsana! Nasıl geçti dün akşam? Neden bu saate kadar aramadın? Uzun muydu gece? Aşk var mıydı, aşk? Gerçi Nilgün Uğur karısının arkadaşlarından gelse gelse bir uğursuzluk gelir ama… Mucizeler de tükenmez! Belki nihayet soyadı bir işe yaramış ve sana bir nebze de olsa şans akıtmıştır. Gerçi o meymenetsizin kendine bile hayrı yok. Sahi, aşkını gizlemeye çalışsa da hayranlığını gizleymediği o adam da gelmiş miydi? Hani şu kendisi yamanamadığı için, ona kız ayarlamaya çalıştığı büyük iş adamı?”
“Ha! Yok! Fena değildi akşam… Sıradan işte… Yok, kazanovanın işi varmış, gelememiş. Nilgün’ün tabi suratı düştü. Yeteri kadar içip, sarhoş olunca da şarkıya, türküye vurdu kendini.”
Selma tok bir kahkaha patlattıysa da Yasemin’in sessizliği ilgisini çekti.
“Sesin bozuk. Bir şey mi oldu. O Nilgün karısına hiç güvenmiyorum zaten. Arkadaşları da onun gibi yamuk yumuk tiplerdir kesin… Sinirini mi bozdular?”
Yasemin düşünceli bir şekilde cevap verdi:
“Yok ya! Önemli bir şey yoktu. Yani heriflerde pek iş yoktu… Kadınlar vasattı… Ama bilirsin beni her ortama uyum sağlarım. İçtik, eğlendik işte!”
Arkadaşı merakını gizleyemedi.
“Eee! Ne oldu o zaman anlatsana! Neden sesin bozuk senin?”
“Ya… Ofiste öküzün birine sinirlendim.”
Selma endişeliydi:
“Kırmadın kafasını değil mi? Bir de maaşından olma şimdi. Şu an bir tek işten atılman eksikti. Yok ben de çok borca girdim. Maddi açıdan destek olamam sana, biliyorsun!”
Yasemin’in gözleri aydınlanmıştı.
“İyi fikir! Keşke kafasını kırsaydım herifin! Ama o an aklıma gelmedi.”
Selma kahkahayı bastı.
“Her kimse elini kolunu bağlama büyüsü yapmış anlaşılan. Yoksa çarptı mı kız seni?” Öküz dediğine göre muhakkak erkektir. Yoksa ilk bakışta aşk mı bu?”
Yasemin’in sesi yükselince tuvaletin fayansları arasında garip bir eko yarattı.
“Yok ya ne aşkı! Hödüğün teki işte!”
Telefonun diğer hattından çakmak sesi duyuldu sonra da Selma’nın dumanı dışarı üflemesi.
“Kim lan bu herif? Ofisten biri mi? Anlatsana yahu!”
“Bizim patronun arkadaşı! Her sabah buraya uğramaya alışkanlık edinen şu gazeteci yazar vardı ya… Soysal... Sabah sabah yine buradaydı. Densiz densiz konuştu. Kendini bir bok sanıyor ukala!”
Hattın ucundaki sessizlik diğer tarafın can kulağı ile dinlediğinin alametiydi. Yasemin devam etti:
“Hödük işte… Dün akşam biz sabahladık. Sabah doğrudan ofise geldim. Uykusuzdum. Kapıdan içeri girdim ki, Soysal beyefendi burada. Bizim patron da yok. Bilirsin o hep geç gelir. Soysal hödüğu benim masada oturmuş. Sanırsın ki paramı o veriyor. ‘Hayırdır küçük hanım sabahladık galiba?’ diye ukala ukala sordu. Muhatap olmak istemedim, duymazdan geldim. Bilgisayarımın başına geçmek istediğimi belirtmek için yanına gittim, başına dikildim. Biliyorsun derginin çıkmasına az kaldı. Dizgiyi hazırlamam gerekiyordu.
Soysal ise güç bela koltuğumdan kalkmak için kımıldanırken mırıldandı: ‘Oh! Ne ala dünya… Alemdeydik demek,’ dayanamadım ben de; ‘Evet arkadaşlarla biraz eğlendik dün akşam, bir sakıncası mı var?’ Bunun üzerine bu bana bir sürü hakaret etmeye başladı…”
Selma’nın sesi yeni bir keşifte bulunmuş gibi gayet ciddi idi.
“Yasemin bu herif her sabah erkenden senin için o ofise geliyor olmasın sakın? Bak evli olması bir şeyi değiştirmez. Belki karısıyla mutlu değildir. Belki ayrılma aşamasındadırlar.”
Klozette oturan kadın, arkadaşının dediklerine kızdı. Tuvalet ona dar geldi. En iyisi dışarı çıkıp hava almasıydı.
“Saçmalama. Garip garip şeyler söyleyeceksen, en iyisi kapatayım ben bu telefonu.”
“Kız çatlatma insanı. Anlatsana!”
Genç kadın kafasını sola doğru yan yatırdı, sol kolunu da yukarı doğru kaldırarak telefonu kulağı ile omuzu arasında sıkıştırarak, kalktı. Üstünü düzelttikten sonra kilitli kapıyı açtı. Lavaboda ellerini yıkadığı sırada Selma bu sessizliğe tahammülsüzlüğünü belirtmek arzusundaydı.
“Eeee, hepsi bu kadar mı?”
Bu arada Yasemin dış kapıya ulaşmış, Beyoğlu’ndaki eski apartman dairesinin merdivenlerini iniyordu.
“Lütfedip, koltuğumdan kalktığı sırada. ‘Al çalış!’ dedi sonra da bir sürü zırvayı sıraladı. Zaten tek yaptığım çalışıyor gibi gözükerek, vakit öldürmekmiş… Kapaklanacak kocayı bulana kadar kendimi pazarlamak amacındaymışım… Hayatımı kurtaracak adamı bulduğuma ikna olduğumda ise işi bırakacakmışım da bir düzine çocuk yapacakmışım…”
Bu kadarı Selma için bile fazlaydı.
“Hoşşşttt! Anana küfür etseydi daha iyi olurdu herhalde. Bu adam seni hiç tanımamış.”
“Hem de ne hoşt! Vakit öldürmek için çalışıyormuşum. Hayatımda hiçbir emelim yokmuş… Oysa ben yazar olmalıymışım. Kalemim çok iyiymiş… Bir şey yazmalıymışım… Ne olursa olsun! Dün yediğim yemeği mi yazacakmışım, yoksa ilk aybaşımı mı… Neyse ney! Bir şeyler yazmalıymışım...”
Selma'nın sesi yükselmişti:
“Karınla karıştırıyorsun galiba beni, diye adama kapak yapsaydın keşke!”
Yasemin Selma’nın dediklerini duymadı çünkü beyninin içinde bir ışık yanmıştı. İntikamını kibarca almanın yolunu bulmuştu.
“Selmoş… Kapatıyorum. O herifin ağzının payını vermem gerek.”
Telefonunu kapatti ve isimler listesinde Soysal’ın adını bulduğu gibi yeşil rengindeki arama simgesine bastı.
Soysal gülerek telefonu açtı.
“Hayırdır. Bu akşam benimle de mi alem yapmaya karar verdin?”
Selma kızgınlığı bastırmaya çalışarak sakince planlamış oldugu cümleleri sıraladı:
“Hayır. Ben haklı olduğuna karar verdim. İstediğini yapacağım. Ben de bir şeyler yazacağım. Ama senin bana örnek olman gerekir. Önce senin bir makale patlatmanı bekliyorum. Mademki öyle büyük bir yazarsın,
benim ilgimi çeken bir şeyler yazabilirsin herhalde. Ama her gün bahsettiğin o garantici zırvaları okumak istemem açıkçası. Örneğin Filistin’de bombalanan sivillerin ölmemesi için alternatif çözümlerden bahsedersen, güzel olabilir. Afrika’da açlıktan ölen çocukların bu döngüden kurtulma yollarını araştıran bir yazı da ele alabilirsin. Bak, ilk seks deneyimini de konu edebilirsin. Böylece bu sevişme olayının siz erkekler açısından tek odak merkezi olmasından kurtulursunuz belki. Biz kadınlar sik kafalı erkeklerden sıkıldık da, o açıdan. Belki bu sayede aybaşı gördüğü için küçümsediğin kadınlardan biri, seni gerçekten sever de sen de okşanmanın ne demek olduğunu algılarsın. İtiraf etmekten korkmanıza rağmen maruz kaldığınız sevgisizliğin dünyayı cehenneme döndürdüğü hakkında da bir şeyler karalarsan ben de ilk aybaşımı yazarım. Ne dersin anlaştık mı?”

Yorumlar
Yorum Gönder