Yaşam Ağacı

Nursu ve iki kardeşi iddiaya girmişlerdi. Bahçelerindeki ağacın en tepesine hangisi çıkacaktı diye yarışıyorlardı ki babaannesinin sesi etrafta yankılandı. 
“Nursu kııııızzzz ne yapıyorsun sen?” 
Nursu ellerinden güç alarak biraz daha yukarı çıkmaya çalıştığı sırada kayıtsızca cevap verdi. 
“Hiç oynuyoruz.” 
 Babaannesi tırmandığı ağaca doğru yaklaşırken bağırıyordu. 
“Kıııız, çabuk in oradan! Ne işin var senin o ağacın tepesinde! İn diyorum sana çabuk!” 
Ergenliğe girmek üzere olan Nursu, yaşlı kadına doğru baktı. Ayaklarının ağrıdığını bahane ederek her zaman güç almak için kullandığı asayı, bu sefer havada sallıyor ve neredeyse koşar adımlarla, ona doğru ilerliyordu. Bağırdığı için sesi açık alanda yankılanıyordu. 
“Kız sana söylüyorum… İnsene!” 
Nursu ninesinin bu tepkisine anlam veremedi. Kendisine yapılan haksızlığa karşı öfkelendi. İsyan duygusu, iç dünyasında kabardı. 
“Neden sadece bana bağırıyorsun? Kızacaksan kardeşlerime de kız, hem onlar benden küçük.” 
Ninesinin cevabı neredeyse her gün duymaya alışık olduğu iki kelimeden oluşuyordu. 
“Onlar erkek!” 
Genç kız, bunun ne öneminin olduğunu anlamıyordu. Birinin pipisi vardı diğerinin yoktu sadece... 
“Onlar erkek… Onlar erkek… Bıktım vallahi! Ne olmuş onlar erkekse? Ben de kadınım!” 
 Ninesi ağacın dibine varmıştı bile. 
“Ne diyon sen öyle kız? Ağzını yel alsın. Kadınmış... Bokun soyu… Ama sende suç yok! Tüm bunların suçu o anan olacak karıda. O öğretiyor bu lafları sana… Kadınmış… Kız ne duruyorsun hala orada. İn demedim mi sana? Hadi çabuk in aşağıya!” 
Babaannesi, elindeki sopayla, çıldırmış gibi ağaca vurmaya başlayınca, Nursu sallantıdan düşmekten korktuğu için eğilip üstünde oturduğu dala, sımsıkı sarıldı. Yere daha yakın olan kardeşleri ise çoktan inmişler, ninelerin hışmından korunmak için dayak yemelerini önleyecek mesafeyi katetmişlerdi bile. Nursu’nun içinde onlara karşı bir öfke kabardı. Farklı cinste olmalarından dolayı kazandıkları dokunulmazlığa, bir kere daha içinden, lanet etti. Ninesinin gelişi güzel savurduğu sopadan payını almaktan korktuğu için onu sakinleştirmek istedi.
“Dur bir! Tamam… Uzaklaş, ineceğim.” 
Babaannesi torunun sözüyle duraksadı. Derin bir nefes aldı. Ağrıyan ayaklarını tekrardan hatırlamış olmalıydı ki elindeki asanın ucunu yere doğru çevirdi ve yeniden kamburlaşan vücudunu desteklemek için bastonuna dayandı. O sırada genç kız ninesine yakalanmamak için yere atlamayı göze aldı. Dengesini koruyamadı, çimenin üstüne kapaklandı. Canı yanmıştı ama mızmızlanmayı gururuna yediremedi. Ağrıyan yerlerini umursamadan ayağa kalktı ve dik gözlerle ninesine baktı. Ağlamayacaktı. Güçsüz görünmek ona yakışmazdı.  
“Tamam mı? Oldu mu? Rahatladın mı şimdi?” 
Yaşlı kadın kızın düşmesinin getirdiği korkuyla afallamıştı. Bir tarafına bir şey olmuş mu diye torununu baştan aşağı süzdü. Düşerken dizleri yaralanmış olmalıydı. Beyaz pantolonuna kan bulaşmıştı. Toprağa temas etmiş olsa da nedense kahve renginin alameti bile yoktu. Sadece beyazın üstündeki kırmızı leke sanki hilal ve ayın şeklini almıştı. 
“Ne rahatlayacağım yahu! Bak şu haline… Pantolonun bayrağımız gibi olmuş. Yakışıyor mu senin gibi iyi bir kıza?” 
“Bayrağımız ama Cumhuriyet’i teslim eder. Erkeklerle yan yana duran kadınlar özgürdür onun sayesinde. Cumhuriyet kadını geride tutmaz. Akıttığım kan bayrağımıza temsil ettiyse, yakışır elbet benim gibi bir kıza.” 
“Şuna bak hele şuna… Dili de pabuç gibi… Kıııız bu çene ile evde kalacaksın sen, evde. Hemen odana git. İşimiz var senle. Çeyizini işlemeye başlayacağız.” 
Nursu bahçe kapısına doğru koşmaya başladı. 
“Bıktım bu evlilik meselesinden. Ben evlenmeyeceğim ki!” 
“Kız nereye?” 
“Bana yetişemeyeceğin daha yüksek bir ağaç bulmaya! Tırmanacağım, atlayacağım, özgürce uçacağım ben!”

Yorumlar