Elinde sigara gibi tuttuğu kalemi, içine çekerek kapı tokmağını çevirdi Remzi. Odaya
girdikten sonra, ağır ahşap kapının gürültülü bir şekilde kapanması onu rahatsız etmedi. Bir masada oturup, piyano çalıyormuş gibi, parmaklarını oynatan Tair’e yaklaştı ve masayla arasında durdu. Başını yukarı doğru kaldırdı gözlerini tavana devrildi ve alt dudağını üste doğru bükerek
hayali dumanını üfledi.
“Yeni gelen herifi gördün mü? Tam bir zırdeli!”
Tair, piyano egzersizine engel olunarak, kafasının içindeki
müziğin bir anda susmasıyla yükseklerden düşercesine, fiziksel olarak bulunduğu
mekana tüm benliğiyle geri dönmeden önce; bir an için arkadaşına askıda kalan, boş gözlerle baktı…
Remzi manasız bakışlara aldırış etmeden devam etti.
“Bana anlattıklarına inanamazsın…”
Bir an için durdu ve arkadaşının tepki vermesini bekledi.
Oysa beriki, yaptığı işten alıkonulduğu için biraz öfkeliydi. Ayrıca
arkadaşının dedikleriyle pek ilgilenmiyordu. ‘Yeni gelenin’ kim ya da ne olduğu
da pek umurunda değildi. Arkadaşından herhangi bir ilgi alameti görmeyince,
kaleminden bir nefes daha çekti ve devam etti.
“Adamdaki hayal gücü muhteşem! Kim bilir, belki de yazar,
çizer… Şu absürt filmlerin senaryosunu yazanlardan biri, mesela... Ondan buraya
gelmiş olabilir. Belki çılgın bir şeyler görüp ilham alacak. Belki de iblis… Evet, bak bu
daha mümkün. Anlattıklarını bir dinlesen
sen de ancak bunları şeytansı bir beynin yaratabileceğini anlarsın…”
Tair, arkadaşının içini boşaltmasına izin vermezse,
kendisini rahat bırakmayacağını anladı. Biraz önce çaldığı piyanoya geri dönebilsin
diye, biraz telaşlı ve çokça isteksizce “Neden?” diye sordu.
Beriki arkadaşının bu sorusundan keyiflendi, masanın üstüne
oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Sigarasından derin bir fırt çekti. Tair,
arkadaşının piyanosuna zarar vermesinden korktu. Telaşla, sesini biraz yükselti.
“Hadi, çabuk! Anlatsana yahu!”
O zaman Remzi başını öne eğdi, alaycı bir ifadeyle, odada
başkası varmışcasına sesini kısarak anlatmaya başladı.
“Oğlum, dışarısı tımarhaneye dönmüş.”
Tair öfkelendi.
“Asiktir lan, benimle taşak mı geçiyorsun sen yahu?”
Remzi masadan zıpladı ve berikinin yanındaki sandalyeye
oturdu. Arkadaşının gözünün içine ikna edici bakmaya çalışarak; tane tane
kelimelerin üstüne bastırarak konuşmaya devam etti.
“Oğluuummm, ben de tam da bunun için sana, adam zırrrdddeli diyorum ya!” Bunları söylerken, iki elini birden bir merdane gibi bir sağa, bir sola çevirerek ‘deli’ işaretini yapıyordu.
“Oğlum, adamın anlattığına göre, dışarıda herkes, ameliyathanedeki doktorlar gibi, beyaz
maskeler takmaya başlamış. Ellerinde, kar yağıyormuş gibi eldivenler varmış. Öyle
sokağa çıkıyorlarmış. Sonra, sonra…”
Tair dayanamadı arkadaşının sözünü kesti. “Hadi lan!
Tımarhane burası… Atma!”
Arkadaşının merakını en sonunda cezbetmeyi başardığını gören
Remzi anlatmaya devam etti.
“Ben sana dedim ya
adam deli diye… Ama dur daha bitmedi devamı var...”
Tair, heyecandan kalktığı sandalyesine telaşla tekrar
oturdu.
“Hadi lan, sanki manyak görmedik. Deli dediğin işte benim gibi
masada piyano çalar. Çıkardığı müziği bir tek kendisi, başkalarını rahatsız etmeden, kendi kafasında dinleme şansına sahiptir... Ne bileyim
senin gibi, sigarasının dumanında kavuşamadığı manitasıyla, pembe bulutlarının
üstünde seviştiğini hayal eder… Hadi bilemedin huni takar… Kendini kral sanır. Belki birini
tokatlar… Ama bu dışarıdakileri uzaylı sanıyor… İyice uçtu bu be! Adı neymiş? ”
“Mesut”…
Tair hızlıca yine cevabı yapıştırdı.
“Her deli, mutlu mesuttur zaten. İsmi de buna, cuk oturmuş valla!”
Remzi arkadaşının cevabıyla öyle keyiflendi ki, kahkahası
yüksek tavanlı yemekhanede yankılandı.
“Dur diyorum… Devamı da var…” Sigarasından derin bir fırt
çektikten sonra devam etti. “Oğlum, artık el sıkışmıyorlarmış... Birbirlerine
dokunmuyorlarmış bile… Biri asansörde hapşırdı diye, dayak yemiş… Düşünsene...”
Tair, aklının dağılmasını engellemek için; iki elini birden piyanoya aniden hızlıca indirdikten sonra,
tuşların çıkardığı gürültü, kafasında ‘dong’ niyetine
duyduğu sesi yaratarak, sakinleşti.
“Hasiktir lannnnn! Oğlum, bunlar gerçekse bizim burada
işimiz ne? Yalansa bunları uyduranın bizimle işi ne! Biz çerez sayılırız lan, bunun
yanında…”
“ Dur… Dur… En bombasını söyleyeceğim hazır mısın?”
Tair gözlerini merakla açmış arkadaşına bakıyordu. Remzi,
sandalyeyi çevirdi ve ata biner gibi oturdu. Bir nefes daha çekti. Olmayan
dumanı halkalar oluşacak şekilde üfledi… Arkadaşının meraktan kıvranmasının
zevkini çıkardı…
“Oğlummm, dışarıdakiler artık karı bile sikmiyorlarmış!”
Tair gevrek gevrek gülerek, elini geç bunları der gibi
salladı.
“Hadi be! Her şey mümkündür de… Bizim insanımız… Olmaz... Olmaz! Bilmez misin yahu? Aklı uçkurundadır…
Olamaz! Yalan söylüyor bence bu herif… Bizi yiyor…”
İkisi de, derin düşüncelere daldılar. Remzi aklına
gelen, kendince en mantıklı şeyi söyledi.
“Oğlum, belki de dünyayı uzaylılar istila etmiştir. İnsan
kılığına girmişlerdir… Bence en mantıklısı
bu… Sen ne dersin?”
Tair'in uzakları görüyormuş gibi, bakışları başka bir aleme doğru düşünceli bir şekilde dalmıştı.
“Ha bak bu daha mümkün. Yok… yok, mümkün değil… Karı sseeevmeyecekler… O laaa maaazzz! Ama bak, uzaylılar insan kılığına girmiştir… O başka!”
“Ha bak bu daha mümkün. Yok… yok, mümkün değil… Karı sseeevmeyecekler… O laaa maaazzz! Ama bak, uzaylılar insan kılığına girmiştir… O başka!”
O sırada yeni çalışacağı yeri keşif amaçlı dolaşan Mesut yemekhanenin kapısında belirdi. Tair hemen yanına koştu ve yakasına yapıştı.
“Ulaan… Yeni gelen deli sen misin?”
Mesut ürperdi.
“E e- eee- vet abi! Ye
ye yee-ni gelen beeenim. Ama deli
değilim!”
Diğer ikisi bu sözler karşısında kahkahayı bastılar. Tair
adamın yakasını bıraktı.
“He, he kardeş, buraya gelen kimse, deli değildir zaten. Sen
de deli değilsin! Sadece az biraz, çok manyak bir zırdeli!”
“Yok be kardeş, ben yeni hademeyim.”
Bu sefer Remzi, yan yan yürüyerek yeni hademeye yaklaştı.
“Eeee bana anlattıkların ne o zaman?”
Hademe iki adım geriledi. “Abi, işte... Dışarıda olanları anlattım.
Sizin haberiniz yok mu?“
Tair, bu sefer masada duran bir çatalı aldı ve flüt çalar
gibi ağzına götürüp, diğer ikisinin duymadığı bir melodi çaldı.
“He! Her gün melekler bize gaipten değil, de dışarıdan haber
getirir zaten"
Mesut, kapıya doğru sakin adımlarla geri geri gitmeye
çalışıyordu. Amacı kimseyi kızdırmadan, başına ters bir şeyin
gelmesini engelleyerek odadan çıkmaktı.
“ Anlattıklarımın hepsi doğru. Valla! Dışarısı fena, beni de
burada işe başlayabilmem için on dört gün karantinada tuttular. Dışarıda çok
tehlikeli bir virüs var.... Adı Korona...”
Tair düşünceli, sol elini başına götürdü ve parmaklarıyla saçlarının dibini kaşıdı. Sonra bir anda durumu anladığına kanaat getirdi.
"Anladım mutlu Mesut kardeş, sen alkoliksin anlaşılan. Ama ayıp ediyorsun, sana söyleyeyim. Yerli malı yurdun malı, hep onu kullanmalı... Bizim Efes varken... Ecnebi biralara sararsan işte uzaylı da görürsün, mikrop da..."
Hademe ağlamaklı; "abi neden bana inanmıyorsunuz? Dışarıda mikroptan ölmeyen herkes, paranoyadan delirerek ölüyor..."
Remzi, ağlamak üzere olan Mesut'a acıdı ve Tair’in omzuna sarılarak hademeden uzaklaştırdı.
"Anladım mutlu Mesut kardeş, sen alkoliksin anlaşılan. Ama ayıp ediyorsun, sana söyleyeyim. Yerli malı yurdun malı, hep onu kullanmalı... Bizim Efes varken... Ecnebi biralara sararsan işte uzaylı da görürsün, mikrop da..."
Hademe ağlamaklı; "abi neden bana inanmıyorsunuz? Dışarıda mikroptan ölmeyen herkes, paranoyadan delirerek ölüyor..."
Remzi, ağlamak üzere olan Mesut'a acıdı ve Tair’in omzuna sarılarak hademeden uzaklaştırdı.
“Oğlum, durum bunun dediği gibiyse, dışarıda herkes kırk altılık
olmuş, desene…”
Tair kafasının düzenini, saçlarının dağınıklığıyla koruyacakmış gibi, iki eliyle birden saçlarını karıştırdı.
“Yok be abi. Eskiden de tımarhaneydi orası. Yok yoktu…
Karısını sevdiği için öldürenler… Sonra ne bileyim, dindarım deyip çocuklara
tecavüz edenler… Sonra namusu öne sürüp kızlarını başlık parası karşılığında karısı olsun diye yaşlılara satanlar... Koruyorum dedikleri öksüz çocuğu fuhuşa teşvik edenler ya da dilenerek ölmesine izin verenler... Ben bunlara katlanamadığım için girmiştim zaten
bizim otele.”
Arkadaşı konuşurken, sigarası dudağında, dikkatlice dinleyen Remzi, en sonunda düşünceli bir sesle;
“Doğru diyorsun valla! Tüm bunların yanında bizim pavyon çok
iyi”.
“Yok lan, burası olsa olsa ibadethane asıl pavyon dışarıda…”
Hademe toyluğu sayesinde konuşmaya dahil olamadan edemedi.
“Yok kardeş, dışarısı eskiden pavyondu da şimdi oldu hastane… Yoksa cehennem mi demeliydim? Bak işte, tüm bu saydıklarının günahlarının cezasını çekiyorlar bence.”
“Yok kardeş, dışarısı eskiden pavyondu da şimdi oldu hastane… Yoksa cehennem mi demeliydim? Bak işte, tüm bu saydıklarının günahlarının cezasını çekiyorlar bence.”
İki deli mutluluktan sarılıp birbirlerini öperken,
duygulanan Mesut'un dışarıda yaşadıklarının getirmiş olduğu ağırlıkla, duygulanarak gözleri doldu.
“İş için daha önce başvursaydım keşke. En azından insanlar burada deli bile olsalar, hala sevgi dolu kucaklaşıyorlar. ”
“İş için daha önce başvursaydım keşke. En azından insanlar burada deli bile olsalar, hala sevgi dolu kucaklaşıyorlar. ”

Yorumlar
Yorum Gönder