TEM

TEM - Gerçek bir kurtarılma hikayesi

“Aman aman! Dikkat et!” diye bağırdı Aysel. Otobanın ortasında, kendi şeritlerinin solunda duran bir kadını gösterirken ve direksiyona müdahale edecekmiş gibi gayriihtiyari elini uzatırken.
Kazım dehşetle gözlerini açtı. Korkudan, bir anlığına yüreği ağzına gelmişti.  
“Delirdin mi kadın?  Bu hızla giderken, dokunsan uçarız“
Aysel gücenmiş ve kızgın bir sesle kocasının lafını kesti…
“Bana ne bağırıyorsun ayol. Görmedin mi? Kadın deli mi, ne? Yola atlayacak!”
Kazım; biraz önce yanından arabayla geçtikleri, mavi kazaklı kadına, dikiz aynasından tekrar bakarak; “Görmez olur muyum? Hala orada duruyor, bakalım kimin başını yakacak, orospu!”
Aysel telaşla, arka koltukta duran çantasını almak için uzanırken, “Doğru diyorsun. O hayatına susamış… Ama kendini altına atacağı arabanın, zavallı şoförünün başını da belaya sokacak. En iyisi… En iyisi… Polisi aramak. Neydi acil ihbar hattı? Aaaa!.. Tamam… Çalıyor, bekletmeye aldılar…” Telefon kulağında beklemedeyken kocasına bakarak konuşmaya devam etti “Bu arada gördün mü? Ellerini karnında tutuyor ve gülümsüyordu… Karnı şişti sanki... Hamile mi acaba?”
Kazım iki elle direksiyonu sıkıca kavramaya devam ediyordu.
“Kim bilir, kimin piçini taşıyordur! Doğuramayacağı için, kendi başını yiyeceği yetmezmiş gibi başkalarının da başını belaya sokacak… Gülüyorsa haplanmıştır da o…”
Bu arada Aysel eliyle kocasının susması için hareket yaptı, hattın öbür ucundaki sesi duymak istiyordu. “Alo… Merhaba! Memur bey, ben bir ihbar vermek istiyorum. Şey!..  Biz TEM oto yolundayız... Bir kadın, yolun tam ortasında, ayıraç mı derler? Trotuvar mı? Ne derler? Şu iki şeridi ayıran bölümün tam ortasında… O demirlerin orada işte! Ah, tamam. Dediğiniz gibi, evet… Refüj!.. Bir kadın duruyor… Eee, şey!.. Galiba hamile, belki doğurmak istemiyor, intihar etmeye çalışıyor. Nerede mi? TEM de işte… Aaaa, tam olarak konumu istiyorsunuz!  Şey, bir dakika… Bir dakika ben eşimi vereyim…”
Cep telefonunu kocasına uzattı…
Biraz sonra bir ekip arabası TEM otoyolunda trafiği durdururken,  Yasemin hala, aynı noktada duruyordu. Tarif edildiği gibi elinin biri kazağının alt tarafında diğeri de üst tarafındaydı.  Karnı şişti. Gülümsemeye devam ediyordu... Aynı zamanda, başka bir ekipte olay yerine karşı güzergahtan aksi yöne giden şeritten yaklaşmıştı. Ekip arabasından inince;  intihar etmek üzere olan birinden daha ziyade, hayat dolu bir insan belirtileri gösteren kadına biraz şaşkın ve temkinli yaklaşıp yaklaşmamak arasında kaldılar. Trafiği durdurdular.  Kadın polislerin olduğu yere doğru, karşıya geçti.
“Teşekkür ederim”
Yetkililer anlam veremedikleri gibi, şaşkınlık içinde birbiriyle bakıştılar. Kadının karnı telefonda söylendiği gibi şişti… Ancak, hamilelik şişi değildi. Kazağının altında bir şey saklıyor gibiydi.
“Ne yapıyorsun sen burada? İntihar mı etmeye çalışıyorsun? Ayıp değil mi? Bir sürü insan bizi aradı… Onların da başını belaya sokacaksın!”
Yasemin şaşırdı, biraz da kendisiyle ‘senli benli’ konuşan polisin hitap şekline sinirlendiyse de, beli etmemek için gülümsemesini daha da genişletti.
“Yok memur bey. Ben niçin intihar etmeye çalışayım? Ben ölümü değil, hayatı savunurum”
Adam sinirlenerek.
“Eee! O zaman ne yapıyorsun burada?”
“izin verirseniz izah edeceğim.”
“Anlat o zaman!”
Kadın sakin sırtını, kenarda duran biraz önce seyir ettikleri arabalarına dayayarak anlatmaya başlar.
“Biz biraz önce Bahçeşehir’den dönüyorduk. Şu geçen hafta selden dolayı, bataklık halini alan barınaktan… Refüjde bir köpek gördük. Çok çaresizdi… Evine dönemesin diye, buraya atılmıştır muhtemelen… Yolun bu tarafına ya da karşı tarafa geçmek istese, araba çarpacak ve ölecek… Biz de onu kurtarmak için arabamızı durdurup, peşinden gitmeye karar verdik. Karşıya geçtik ve şu an kazağımın altında olan kediciği gördük. Onu ben aldım… Arkadaşlarım, köpeği kurtarmak için peşinden gitti. Ben de trafiğin rahatladığı bir anda arabamıza doğru karşıya geçecektim.”
Polislerden biri, yanlarındaki cipi göstererek “bu sizin aracınız mı?” diye sordu.
Yasemin, başını aşağı yukarı sallayarak, teyit etti.
“Evet, arkadaşımın!”
Görevdekiler, biraz şaşkın, 'nereye çattık' edasıyla “Ne?! 'arkadaşlarım' mı dediniz? Onlar da mı şu an yolun ortasında kendi hayatlarını tehlikeye atıyorlar?”
Kadın ‘hayatlarını tehlikeye atmak’ deyimine inanamıyordu.
“Neden hayatımızı tehlikeye atalım? Biz yaşamayı seven insanlarız. O kadar ki herkesin ve her canın yaşamasını istiyoruz. Biz hayat kurtarıyoruz!”
Memurlardan biri, gülümsedi.. Diğer ikisini nasıl davranacaklarını bilemeden kalakaldı. Deli mi akılı mı diye bir türlü karar veremiyorlardı.  Sonra içlerinden biri toparlanıp sormayı akıl etti; “Arkadaşlarınız hangi yöne doğru gittiler?”
Yasemin cevapladığında, onları toplamanın karşı şeritte duran ekibin işi olduğu anlaşıldı. Kısa bir süre sonra, diğer iki kız asık suratla Yaseminin yanı getirilmişlerdi. Zorla, ekip arabasına bindirilmişler ve arabalarına kadar eşlik edildiler.
Polisler, bolca, tembihledikten sonra yollarına devam ettiler. Kızlar, üzgündüler, köpeği yakalayamamışlardı. Kendilerinden biraz sonra, aynı güzergahta yola  çıkacaklarını bildikleri arkadaşları aradılar.
“Alo, neredesiniz? Bir dönerken yolda refüjün orada bir köpek gördük… Bir sürü şey… Sonra anlatırım… Kurtaramadık… Sizin kurtarmanız gerekecek. Nerede mi? En son gördüğüm noktada, oradaki direğe atkımı bağladım.”



Yorumlar

  1. Gerçek bir insanın yapması gereken iyilik olayının,nasıl yanlış anlaşılarak,nelere yol açtığı,ders niteliğinde,çok samimi ifadelerle anlatılmış,kaleminize sağlık Elena .🥰🖐️👏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder