Gözlerindeki yaşlara engel olamıyordu. Aralık ayında, erkenden çöken karanlığa rağmen, o çantasından kara camlı güneş gözlüğünü, çıkardı ve taktı. Kendi muhtemel ölümü için ağlarken; akmasını önleyemediği tuzdan incilerin fark edilmesini ancak bu şekilde önleyebilirdi.
İşlek bir caddeye bırakılmış şaşkın bir kediden farkı yoktu. Sağda ve solda lüks vitrinlerin yer aldığı yolda, ne yapacağını bilemeden önce ağır adımlarla yürümeye başladı.. Sonra... Sonra, yavaş yavaş, hızlandı. Bir yere yetişmek istercesine... Hayatını düşündü. Yaşadıkları, ne kadar azdı! ve... yaşamadıkları... Yaşamak isteyip de hep erteledikleri. Daha çok zamanı varmışcasına... Yarına, öbür aya, diğer seneye yaydıklarını... Gözdeki pınara eşlik etmek isteyen hıçkırığı engellemek için yutkundu. Aslında kaybedeceği hayattan çok, erteledikleri, yaşamadıkları için ağlıyordu.
Haksızlığa... Hayatın haksızlığına karşı, içinde kocaman bir öfke kabardı. 'Neden ben?'Gözlerini bulutlu göye yükselterek tekrarladı 'Neden ben?'. İçindeki diğer ses onunla dalga geçer gibi sorusunu soruyla cevapladı 'Neden sen olmayasın? Diğerlerinden farkın ne?' Başını öne eğdi. İkiye bölünmüştü sanki. Bir yarısı, beş yaşında savunmasız ufak bir çocuk...
Geri kalanı, bir anda aniden yaşlanmış, asırlardır yaşamış gibi çökmüş... Daha iki saati vardı. Sonuçlarının menfi ya da müspet olduğunu öğrenmek için tam iki saat... O zamana kadar kendisini nasıl oyalayabilirdi? Ertelediği hangi şeyleri iki saate sığdırabilirdi?
İşlek bir caddeye bırakılmış şaşkın bir kediden farkı yoktu. Sağda ve solda lüks vitrinlerin yer aldığı yolda, ne yapacağını bilemeden önce ağır adımlarla yürümeye başladı.. Sonra... Sonra, yavaş yavaş, hızlandı. Bir yere yetişmek istercesine... Hayatını düşündü. Yaşadıkları, ne kadar azdı! ve... yaşamadıkları... Yaşamak isteyip de hep erteledikleri. Daha çok zamanı varmışcasına... Yarına, öbür aya, diğer seneye yaydıklarını... Gözdeki pınara eşlik etmek isteyen hıçkırığı engellemek için yutkundu. Aslında kaybedeceği hayattan çok, erteledikleri, yaşamadıkları için ağlıyordu.
Haksızlığa... Hayatın haksızlığına karşı, içinde kocaman bir öfke kabardı. 'Neden ben?'Gözlerini bulutlu göye yükselterek tekrarladı 'Neden ben?'. İçindeki diğer ses onunla dalga geçer gibi sorusunu soruyla cevapladı 'Neden sen olmayasın? Diğerlerinden farkın ne?' Başını öne eğdi. İkiye bölünmüştü sanki. Bir yarısı, beş yaşında savunmasız ufak bir çocuk...
Geri kalanı, bir anda aniden yaşlanmış, asırlardır yaşamış gibi çökmüş... Daha iki saati vardı. Sonuçlarının menfi ya da müspet olduğunu öğrenmek için tam iki saat... O zamana kadar kendisini nasıl oyalayabilirdi? Ertelediği hangi şeyleri iki saate sığdırabilirdi?
Yorumlar
Yorum Gönder