Çığlık


“Hayıııır!”
Rukiye yine kendi çığlığıyla uyandı. Nerede bulunduğunu anlamak için etrafını yokladı. Odasındaydı. Güvendeydi.  Güvende miydi gerçekten? Yine o kabus… Yine her şeyin birbirine karıştığı zamanlardan biri… ‘Yeter… Yeter artık!’ diye düşündü.
İşemek sonra da bir bardak su içmek için, külotuyla yattığı yatağından çıktı. Kısık sesle söyleniyordu;
“Komşular beni duymuş mudur? Amaaan! Duysa ne olacak? O gece de hepimiz duymamış mıydık?”
Kabuslarında her akşam yaşattığı ‘o geceyi’ bu sefer bilinci yerindeyken düşündü. Biraz utanç, suçluluk ve çok büyük pişmanlıkla… Boşuna ‘son pişmanlık fayda etmez’ diye dememişler.
“Keşke… keşke!” diye söylendi “O öldü. Ben ise her gün o anı yaşayarak ‘Elif’i yaşatabilirdim’ düşüncesiyle yaşayan bir ölüye döndüm”.
Gerçekten de öyleydi. ‘O geceden’ sonra, Rukiye, yemek yemez olmuştu. Tekrar aynı şeyleri yaşayacak düşüncesiyle yatmaktan korkuyordu ve kazara uykuya daldığında o karabasan mutlaka uykusuna sızıyor ve gözlerini yumduğuna pişman ediyordu. Bir ruh gibi, işine gidiyor, yapması gerekeni yapıyor ve sonra evine dönüyordu. En kötüsü... En kötüsüyse; Elif’i kurtarabileceğini düşünüyor olmasıydı ve bununla beraber her gün biraz daha fazla büyüyen vicdan sızısı…
Su içmek için mutfağa girdiğinde, ‘o akşamdan’ kalma tekila şişesini gördü. Neredeyse doluydu. Bir bardak çıkardı. Bir şat attı. Kesmedi, bir tane daha… Sonra şişe kucağında yatağına gitti. O geceden yarım kalan her şey artık bitecekti. Bitmeliydi!
Şişeyi yatağının başında, ağzına dikti, başucuna koymasına kalmadı, uykunun onu esir almaya başladığını fark etti. Ya da sarhoşluğun... Ne önemi vardı ki? Yeter ki vicdanın sesi sussun, aklı uyuşsun, her şeyden uzak sakin huzur dolu bir an… Tek istediği buydu artık; sakin bir uyku.
O son çığlığı duyduğun andaydı yine...
Yine aynı yatakta... Ömer ile sevişiyordu. Genç adamla birkaç aydır buluşuyorlardı. Yemek, sinema, derken, ilişkilerini bir adım ileriye taşımaya,  filmi evde izlemeye karar vermişlerdi.  Komşular duymasın diye, sessizce asansörden binmişler, kapıyı bir hırsız gibi açmışlar, salondaki koltuğa yayılmışlardı. Ne garip değil mi, birbirini sevmek için, sessiz olma ihtiyacı… İlerideki anılarını şereflendirsin diye eve gelmeden, aldıkları tekiladan da birer yudum içmişler, daha filmin jeneriğinde öpüşmeye başlamışlardı. Ekrandaki görüntüler boşuna akarken,  birbirleri için yeterince sabır ettikleri düşüncesiyle ellerinde, bardaklarıyla yatak odasına geçmişlerdi. Daha fazla içmenin anlamı yoktu. İlk geceydi. Bilincin açık olmasını sağlayacak, ancak çekingenlikleri yok edecek kadarı, yeterli olacaktı.
Şakalaşmalar, gülüşmeler eşliğinde yatakta ön sevişmeye yeni başladıkları sırada, yan dairenin yatak odasından sesler gelmeye başladı. “Yapma! Ne olur yapma!” diyordu kadın.
Ömer kıkırdadı.
“Bak, bir tek biz değiliz”
Oysa Rukiye, öyle olmadığını biliyordu. Yan dairede sevişmiyorlardı. Adam yine bir şeye sinirlenmiş karısını dövüyordu. Biraz daha kulak kabartı ve muhtemelen kadının üstünde patlayan şaplağı duydu. Elif’in “ah!” sesi takip etti.
Rukiye yan daireden gelen seslerle daha da heveslenmiş gözüken Ömer’i itti.
“Yok, bu böyle bir şey değil!”
Ömer şaşırmış. Önünde gözlerini ona dikmiş olan kadını öpücükleriyle sakinleştirmeye çalıştı.
“Ya! Nasıl bir şey?”
Rukiye onu yine itti.
“Anlamıyor musun? Adam kadına vuruyor.”
“Nikahlı karısı değil mi?”
Rukiye biraz şaşırmıştı. Kekeleyerek:
“E… e… vet!”
Bu arada yan dairedeki gürültü şiddetlenmişti. Kırılan cam sesleri... Duvara çarpan sert objeler; belki Elif’in kafası, bir yumruk ya da fırlatılan bir vazo…
Rukiye irkildi. Telefonu eline aldı.
“Ben polisi arayacağım.”
Ömer, kadını öperek “Ne alaka canım, onlar evliler. Karı kocanın arasına girilmez. Bilmiyor musun? Yarın öbür gün onlar barışırlar. Suçlu sen olursun”.
Rukiye’nin kafası karıştı. Severdi Elif’i, küsmesini istemezdi. O kocasıydı. Hem… hem apartmanda bir tek o mu vardı? Tam sakinleşecek gibi oldu.
Elif’in çığlığı bu sefer gecenin sessizliğini yardı. Ölümle yaşam arasındaki çizgiden seslenircesine, gündüzle karanlığın arasından…
“Hayır. Polisi arayacağım. Aramam gerek.”
“Belki sevişiyorlardır. Kim bilir belki senin komşu sert seviyordur.”
Rukiye bu tip kavgalardan sonra yan taraftan gelen yatak gıcırdamalarını, duyardı. Duyardı duymasına da; hep kadının ilişkiye adamı susturmak için girdiğini, ya da kocasının ilişkiye girmek için zorladığını düşünürdü. Belki… Belki de Ömer haklıydı. Belki de, ufak tefek Elif ‘sertten hoşlanıyordu.’
Yine kırılan cam seslerini dank diye duvarın bile sarsılmasına neden olan bir gürültü takip etti. Ardından yere bir şey yığıldı sanki. Bir gariplik vardı… Bu sefer Elif sessizliğe bürünmüştü. Dört ömre mal olan bir iki dakikalık sessizliği beş yaşındaki Zeynep’in çığlığı bozdu “anneeeeeeeee!”
Polis çağırmak için artık çok geçti.

Yorumlar