HAKAN TOSUN'A NE OLDU

Kuşlar isteksizdi ama bugün daha güzel ötmeye mecburdular. Cenaze olduğunda herkes susardı ama bu başkaydı. Bir yiğit dünyadan göçüyordu. Kahramanlar alem değiştirdiğinde, onu hoş cıvıltılarla, en güzel şekilde şakıyarak yolcu ederlerdi. Bunu Hakan’a borçluydular. Kim bilir hangilerinin hayatını korumak için mücadele ederken birilerinin menfaatini baltalamış ve ölüm emri çıkmıştı.

Hayatını; serçeleri, sakaları, güvercinleri, martıları ve dünyadaki tüm kanatlıları korumaya adamış bir doğa savaşçısı kalleşçe öldürülmüştü. Dünyadaki tüm kuşlar ama en çok da Anadolu’dakiler matemdeydi. Hakan kahramanlarıydı. Adalar’da, Akbelen’de, Kaz Dağları’nda ve daha pek çok yerde onların ve türdeşlerinin yaşamlarını savunmak için mücadele etmişti. “Kendime kaç defa dedim haberini yap ve git oysa ben bu memleket için bir şey yapmalıydım” diyordu. Memleketi korumak; kuşuna, ağacına sahip çıkmak, değil miydi?

Hakan Tosun ve arkadaşlarının mücadelesi sayesinde rant savaşçılarının elinden kurtulabilen ağaçlar, iki gündür gövdelerini yere doğru devirmişti. Dik durmaktan utanıyorlardı. Göğe bakamıyorlardı. Kötüler, komşu meşe, servi, çam ve çınarlara odun testeresi ve vinçlerle girdiklerinde, Hakan’ın dedikleri tüm hücrelerinde hala yankılanıyordu: “insan gökyüzünü görmekten mutluluk duyar ama ben şu an gökyüzünü görüyorum diye mutsuzum, bu ağaçlar kesildi diye şu an gördüğüm bir boşluk…”, “boşluğu görüyorum…” ağaçlar iki gündür, insan gibi insanın eksikliğinin yarattığı boşluğun acısını reçinelerini akıtarak kanıyordu. 

Su; nehir yataklarında tersine akmak istiyordu. Hakan’ın hayatta olması ve ona kalkan ellerin hapislerde çürümesi olağandı ama nasıl ki bu normal gidişat tersine dönmüş ve kötüler serbest, Hakan ise toprağa karıştıysa o nehirler de tersine doğal döngünün aksine akmak istiyordu. Canilerin sokakta ne işi vardı? Onların hiç doğmamaları gerekirdi. Hadi doğdular, sevdasız ailelerinin bedelini Hakan Tosun’a ödetmeleri gerekirdi. Para için değil, onurlu bir hayat için yaşamalıydı zenginler. Hakanlara kalkan eller kırılmalıydı. Dünyayı, doğayı, suyun temizliğini savunan temiz yürekler evrene güzellik saçmaya devam etmeliydi. Cellatlar yok olmalı, Hakanlar yaşamalıydı. 

Sonra bir şey oldu. Hakan Tosun ölüyken bile yaşamı savunmaya ve hayat vermeye devam etti. Organları, insanlara umut olacaktı. Yeni bir yaşam olacaktı. Hakan çoğalacak ve Hakanlar yaşayacaktı. Hakan Tosun hayat verdiği organlarıyla insanlara ağaçlara, kuşlara, ormana, derelere, bu dünyaya umut olacaktı. 

O an dereler tersine akmaktan vaz geçti. Hakan Tosun’un hatırına çoğalarak Anadolu’yu sulamaya devam edecekti. Ağaçlar köklerini saldı toprağa ve Hakan’ın vücudunun yaydığı enerjiyi de alarak yavru ağaçlar filizlenmeye başladı Anadolu’nun her yerinde. Boyları bulutlara kadar uzayacak ve yine gökyüzü görünmeyecekti. 

Hakan memleket sevdasına ölmüştü. Memleket sevdasına ırmaklar sularını çoğaltarak Hakan’ın davasını savunacaktı. Hakan dün tekti. Bugün bağışladığı organlarla, bize ektiği ruhla, savunduğu kuşlar, ağaçlar, dereler ve taşlarla evrene çoğalan milyarlarca hücresiyle tüm Anadolu’ya yayıldı bu sabah. Şimdi hepimiz bir Hakan Tosun’uz ve onun davasını hep beraber savunacağız. 

Dokunma ormanıma!

Dokunma denizime!

Dokunma ağacıma!

Dokunma kuşuma!

Dokunma geyiğime!

Dokunma doğal yaşamıma!

Dokunma Anadolu’ma!


Yorumlar